.. ÖNEMLİ DUYURU ..
BASIN AÇIKLAMASI
I.İNÖNÜ ZAFERİ
Birinci İnönü Muhaberesindeki başarı kesin zaferin bir başlangıcını teşkil etmektedir. Bu zaferin önemini Ulu önder Mustafa Kemal ATATÜRK şöyle ifade etmiştir.
“Yeni Türkiye Devleti’nin küçük, fakat millî ülkülü genç ordusu, en dar bir hesapla üç kat üstün düşmanı İnönü Meydan Muharebesi’nde mağlup etti’’.
     Birinci İnönü Muharebesi’nin önemli askerî ve siyasi sonuçları olmuştur. Düzenli ordunun ilk zaferi olduğundan Kuvay-ı Milliye'den düzenli orduya geçiş süreci hızlanmış, halkın yeni kurulan Orduya güveni artmıştır. 20 Ocak 1921 tarihinde Teşkilat-ı Esasiye Kanunu kabul edilmiş, egemenlik kayıtsız şartsız millete geçmiş, yürütme ve yasama yetkisi TBMM’ye verilmiştir.
Birinci İnönü Zaferi sonunda Albay İsmet Bey,1 Mart 1921’de generalliğe yükseltildi. Kazanılan bu zaferin tarihi önemi, Batı Cephesi’nde kazanılan ilk zafer oluşu ve Sevr’i uygulamak isteyenlere ulusal örgütün gücünü göstermesidir. Ayrıca daha önce değinildiği gibi  Birinci İnönü Savaşıyla Kuva-yı Milliye dönemi son bulmuş, Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin ve ordusunun içerde ve dışarıda saygınlığı birden yükselmiş, ordunun ve Meclisin otoritesini arttırmıştır.
Günümüzde de ülkemizi bölmek isteyenler ve işbirlikçileri tarihten ders almalıdır. Şunu kesinlikle bilsinler ki amaçlarına geçmişte olduğu gibi bugün de asla ulaşamayacaklar.
Batılı yağmacılar ve onların içimizdeki işbirlikçileri  Kurtuluş savaşımızın  antiemperyalist niteliğini hiçbir zaman içlerine sindiremediler.  Her fırsatta Atatürk’e, İnönü’ye ve Kurtuluşumuzun saygın kadrolarına saldırmaları da  bu nedenledir
Atatürkçü Düşünce Derneği Alanya şubesi olarak,   Kurtuluş ve Kuruluşumuzun mimarı Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Batı cephesi ve Lozan’ı bize emanet bırakan  İsmet İnönü ve  Kurtuluşumuzun ve devrimlerin adsız kahramanlarının önünde bir kez daha saygı ile eğiliyor,
Emperyalist yağmacılığa  karşı, kurtuluş umudunun ilk işaret fişeği, ilk kıvılcımı  olan  1. İnönü zaferi’nin 91. yılını kutluyoruz.
 
                                         Atatürkçü Düşünce Derneği Alanya Şubesi
                                                         Yönetim kurulu Adına
                                                               Aydın Özbaş

MEHMET AKİF ERSOY ÖLÜM YILDÖNÜMÜ BASIN AÇIKLAMASI

Her zaman gururla söylediğimiz, her satırında ulusal birlik, özgürlük ve tam bağımsız Türkiye idealimizi en güçlü biçimde yansıtan İstiklal Marşımızın büyük şairi Mehmet Akif Ersoy 27 Aralık 1936 tarihinde aramızdan ayrıldı.
"Milletleri millet yapan ve onları tarih içerisinde yücelten bazı değerler vardır. Mehmet Akif Ersoy da milletimizin en büyük değerlerinden bir tanesidir. O, edebiyatçı kimliğinin yanı sıra, vatanseverliği, bağımsızlık aşkı, mütevazi yaşamı ve milletimizin hislerine tercüman olan şiirleriyle gönüllerde taht kurmuştur.
 
İstiklal Marşımız, yurdumuzun işgal edilmesi sonrası, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Samsun’da başlattığı kurtuluş direnişimizin en temel simgelerinden biridir. Çok zorlu koşulların kıskacında kalan ulusumuzun kurtuluş inancını, özgürlük tutkusunu olağanüstü bir biçimde anlatan dizelerde inanılmaz bir ruh vardır. Hissedilerek, özümsenerek yazılan her dizenin anlatım gücü, gerçekten inanılmazdır. Ulusumuzun her bireyi, bu dizelerde kendinden bir şeyler bulur.
 
Milli mücadele yıllarında yaptığı çalışmalarla İstiklal meşalesinin Anadolu'nun tamamına yayılmasına vesile olan Akif, 'Çanakkale Şehitlerine', 'Bülbül' 'Safahat' ve 'İstiklal Marşı' gibi şaheserleriyle haklı olarak bu milletin 'Milli Şair'-'İstiklal Şairi' unvanlarını almıştır. Mehmet Akif demek; özgürlük demek, bağımsızlık demektir. O'nu anlamak, Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesini anlamak demektir. İstiklal Marşı'nı anlamak ise Cumhuriyetimizi doğuran Milli Mücadele ruhunu anlamak demektir.
 
 Bu duygu ve düşüncelerle Atatürkçü Düşünce Derneği Alanya Şubesi olarak Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy'u vefatının 75. yılında rahmet ve minnetle anıyoruz."  
 
                                                                                      Atürkçü Düşünce Derneği
                                                                                      Yönetim Kurulu Adına
                                                                                         Nurittin Karacalı
İSMET İNÖNÜ ÖLÜM YILDÖNÜMÜ BASIN AÇIKLAMASI
Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusu Büyük Önder M.Kemal Atatürk'ün yol arkadası, Kurtulus Savasi Kahramanı ,modern Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş belgesi Lozan Barış Antlaşmasının büyük mimarı, 2. Cumhurbaskanımız ve Cumhuriyet Halk Partisi 2. Genel Baskanı Büyük Devlet Adamı İsmet İnönü 25 Aralık 1973 te 38 yıl önce aramızdan ayrıldı.
 
Laik Türkiye Cumhuriyetinin  kurucuları Atatürk ve İsmet İnönü gerçekten o günün şartlarında dünyaya örnek bir kurtuluş mücadelesi vermişler, mazlum devletlere de örnek olmuşlardır. İsmet İnönü büyük bir komutan, usta bir politikacı ve siyaset adamı idi. işgal edilen ülkemizin kurtulmasında savaş meydanlarında büyük bir mücadele vererek Türk halkının gönlünde taht kurmuştur. Kurtuluş savaşının kazanılmasında çok büyük bir emeği geçmiştir. Çok partili döneme geçtikten sonra Türkiye’nin sanayileşmesinde, kalkınmasında büyük emeği olan bir liderdir. Lozan anlaşmasını büyük bir ustalıkla yapan mimar odur. Yine o dehasıyla Türkiye’yi ikinci dünya savaşına sokmamakla büyük bir kahramanlık örneği göstermiş ve ülkemizi büyük bir yıkımdan ve felaketten korumuştur. Tabiî ki İsmet İnönü çocuklarına gemiler, işletmeler bırakamamıştır ama İsmet İnönü çocuklarına, halkına onurlu bir geçmiş ve onurlu bir soy isim; İnönü soy ismini bırakmıştır. Onun için Türk halkı kendisi ile onur duymaktadır gurur duymaktadır.
     Atatürk ve Cumhuriyetle hesabı olanların günümüzde İnönü’nün saygın ismi üzerinden saldırmaları boşuna değildir. Meyve veren ağaç taşlanır misali cumhuriyet çınarlarıyla uğraşmaları boş bir heves olarak boğazlarında kalmaya mahkumdur.
 
Atatürkçü Düşünce Derneği Alanya Şubesi olarak İsmet İnönü’yü saygı ve rahmetle anıyoruz.
 
                                         Atatürkçü düşünce Derneği Alanya Şubesi
                                                              Yönetim Kurulu Adına
                                                                   Zuhal Sirkeli
 
BASIN AÇIKLAMASI – MENEMEN OLAYI

          Kemalizm bir ‘ÇAĞDAŞLAŞMA MODELİDİR ‘, Kemalizm bir ‘AYDINLANMA TASARIMIDIR ‘. Kemalizm ışığa açılan bir kapıdır. O kapı açıldığında içeriye bilim girer, sanat girer, akıl girer, insan sevgisi, hoşgörü girer.
Osmanlının ortaçağ kalıntıları bu nedenle hiçbir zaman Kemalizme iyi gözle bakmamışlar, bilimin ışığından kaçarak yarasalar gibi karanlığa, kuytulara sığınmışlardır.
     81 yıl önce 23 Aralık 1930 tarihinde Cumhuriyetimize ve Cumhuriyet Aydınlanması’na karşı ikinci önemli gerici başkaldırı hareketi gerçekleşti. Menemen’de gerçekleşen bu aşağılık kalkışma sonucu, Öğretmen Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay, Bekçi Hasan ve Bekçi Şevki gözü dünmüş yobazlarca şehit edildi. Derviş Mehmet adındaki Nakşibendi tarikatına mensup bir cani tarafından başlatılan bu gerici kalkışma, kısa sürede bastırılmış ve eli kanlı caniler en ağır cezalara çarptırılmışlardır.
           Ne var ki, aradan geçen 81yılda, Cumhuriyet karşıtlığı yok olmamış, emperyalizmin kontrol, kullanım ve desteğinde, Cumhuriyet’ten rövanş alır noktaya gelmiştir. Artık Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında Şeyh Sait, Seyit Rıza ve Said-i Nursi gibi tescilli, Cumhuriyet düşmanlarının itibarlarının iadesi ve mezarlarının tesbiti istenmektedir.
            Bunlar yetmezmiş gibi, Seyit Rıza’nın heykeli dikilmekte, Said-i Nursi’yi anma toplantıları düzenlenmektedir. Bütün bu olup bitenler karşısında, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Anayasa ve rejime bağlılık yemini edenler susup oturmakta, seçmenlerine yaranabilmek için seslerini çıkaramamaktadır.
            Maalesef bugün; Cumhuriyetimiz, ülke bütünlüğümüz, dilimiz, kültürümüz, özetle bağımsızlığımız, dün olduğundan daha büyük, tehdit ve tehlike altındadır. Dün nasıl Kubilaylar Ülkemizi ve Cumhuriyetimizi, laik düzenimizi savunmak için şehit oldularsa, bugün biz ATATÜRKÇÜler de aynı amaç uğuruna canımızı seve seve feda etmeye hazırız. MUHTAÇ OLDUĞUMUZ KUDRET DAMARLARIMIZDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR.
            Kubilaylar, hiçbir zaman tükenmeyecek, emanetin bekçiliği DÜNYA YIKILINCAYA KADAR sürecektir. Alanya Atatürkçü Düşünce Derneği Alanya Şubesi olarak katledilişlerinin seksenbirinci yılında Kubilay’ı ve tüm devrim şehitlerini minnet ve saygıyla anıyoruz.
            YAŞASIN TÜRKİYE CUMHURİYETİ
                                          Atatürkçü Düşünce Derneği Alanya Şubesi
                                                     Yönetim Kurulu Adına
                                                          Zuhal Sirkeli
                        BASIN AÇIKLAMASI   
“Bugün, içinde yaşadığımız dünyada en muhtaç olduğumuz şeye, birliğe davet ediyoruz sizleri. Türk gibi hissetmeye, Türk gibi yaşamaya ve Türk gibi çalışmaya... Birbirimizin hakkını aramaya, birbirimiz için ölmeye, tek bir kalp gibi atmaya. Hayal değil bu, yalnız senin ya da benim için değil. Adını taşıyanlar için, anan, baban, atan için. Yarın için davet ediyoruz sizleri birliğe”. diyen Cumhuriyetçi, Atatürkçü bilim adamı Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu bundan 9 yıl önce 18 Aralık 2002'de evinin önünde uğradığı silahlı bir saldırı sonucu öldürüldü. Dr.Hablemitoğlu'nun çalışmaları, Cumhuriyetin karşısında yükselen gerici-bölücü yapılanmaları, uluslararası istihbarat örgütlerinin yapısını, söz konusu yapılanmalarla ve birbirleriyle olan ilişkilerini, Türkiye üzerindeki ortak çalışmalarını, yerli işbirlikçileri ve "Türklüğün Bağımsızlık Mücadelesi" olarak tanımlanabilecek Atatürk Ulusçuluğunu, Türklüğün Kırım'da ve dünyanın çeşitli yerlerinde türlü defalar karşı karşıya kaldığı soykırım örneklerini ve bunlara karşı direnişini anlatıyor.Dr. Hablemitoğlu çalışmalarında; Cumhuriyetin karşısında yükselen gerici, bölücü yapılanmaları, uluslararası istihbarat örgütlerinin yapısını, söz konusu yapılanmalarla ve birbirleriyle olan ilişkilerini, Türkiye üzerindeki ortak çalışmalarını, yerli işbirlikçileri ve ‘’Türklüğün bağımsızlık mücadelesi’’ olarak tanımlanabilecek Atatürk ulusçuluğunu, Türk’lüğün Kırım’da ve dünyanın çeşitli yerlerinde türlü defalar karşı karşıya kaldığı soykırım örneklerini ve bunlara karşı direnişini anlatıyordu.
 
Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı, Uğur Mumcu, Muammer Aksoy gibi aydınların katledilmesi, "Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı, Muammer Aksoy gibi Cumhuriyet şehitlerinin öldürülmesiniTürkiye'nin sahipsizleştirilmesi sürecinin başlangıcıdır.
 
Karşı devrimin geldiği son nokta, son aşamadır. Cumhuriyeti savunma ve koruma güdüsünü ortaya koyabilecek bireylere gözdağıdır.
 
Ankara’nın Cumhuriyet devrimlerinin simgesi, Anadolu kültürünün yansıması, Hitit güneşinin anası olduğu gerçeği gölgelenip bir terör başkenti gibi gösterildiği günümüzde, Ankara suikastleri bu kuvvay-ı milliye kentindeki ulusal bağımsızlık direncini kırma amacı taşımaktadır. Aslında Cumhuriyet bu kentte kurulduğu gibi bu kentte tarihe gömülmek istenmektedir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, Türklük bilincinin simgesi, ulusal birliğimizin ortak paydası, çağdaşlaşmanın öncüsü Atatürk'e sevgi ve rahmetle, Türkiye'yi ortaçağ karanlığına, siyasal ümmetçilik batağına çekmeye çalışan din tacirlerine, yabancı servis ajanlarına kısaca Türklük düşmanlarına lanet ve nefretle"
 
Atatürkçü Düşünce Derneği Alanya Şubesi olarak Necip Hablemitoğlu’ nu ölümünün 9. yılında saygı ve rahmetle anıyor ve sözlerimi Hablemitoğlu’nun bir sözü ile noktalamak istiyorum ‘’Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter ve laik yapısına göz diken  tüm unsurlara karşı bunca zahmete ve mihnete değer mi, diyorsanız, Atatürk'ün manevi mirasçısı olarak evet değer, diyorum.
Çünkü Türküm ve başka Türkiye yok!..”
 
                 Atatürkçü Düşünce Derneği Alanya Şubesi Adına
                                        Muzaffer Bekkaya 
               
                                               
                                                          
İnsan hakları günü basın açıklaması    10.12.2012
İnsan hakları, kişilerin yalnızca insan olmalarından dolayı eşit,özgür ve onurlu bir hayata sahip olmasıdır. Bu ifade”Anayasamızda kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir” ifadesiyle yer almıştır.
         İster sivil hak ve özgürlükler, ister sosyal ve ekonomik haklar, ister siyasi hak ve özgürlükler olsun insanların anayasa ile en üst düzeyde güvence altına alınan temel hak ve özgürlükleridir. Hiç bir birey bu haklarını kullanmaktan alıkonulamaz.
          -İnsan hakları yeryüzünün en barışcıl silahıdır; bizi korur.                         
          -Kurallar gibidir, nasıl davranacağımızı söyler.
          -Yargıçlar gibidir, ona başvurabiliriz.
          - Duygular gibi herkese aittir.
          -Tıpkı doğa gibidir; ortadan kaldırılamaz. Ruh gibidir yok edilemez.
          -İnsan hakları; insan olmamızın ve insan onurumuzun doğal sonucudur.
           İleri demokrasilerde insan hakları ve özgürlükler eksiksiz olarak kullanılmaktadır. Herkes düşüncesini açıklama ve haklarını arama özgürlüğünü herhangi bir izne ihtiyaç duymadan kullanabilmektedir.Ülkemizde de aynı anlayışın yerleşmesi en büyük dileğimizdir.
          10 Aralık insan hakları günü münasebetiyle, Atatürkçü Düşünce Derneği Alanya Şubesi  olarak tüm insanlarımızın gelişmiş ileri demokrasiyi yaşaması dileklerimizle saygı ve sevgilerimi sunuyoruz.
                                       
                                                                 Atatürkçü Düşünce Derneği
                                                        Alanya Şubesi Yönetim Kurulu Adına
                                                                          Aydın Özbaş
           
5 Aralık Türk Kadınının Seçme ve Seçilme Hakkının Verilişinin 77.Yılı
Hepimizin bildiği gibi, 17 Şubat 1926 da kabul edilen Yurttaşlık Yasası (Medeni Kanun) ile Türk kadının erkeklerle eşit haklara sahip olması sağlanırken, seçme ve seçilme konusundaki eksiklikler de 1930 ve 1934 yılında çıkarılan yasalarla giderilmiştir
      Kadınlar, sadece 28 ülkede milletvekili seçme ve seçilme hakkına sahip ve bunların sadece 17 sinde bu hak kullanılırken; Fransa’da 1944, İtalya’da 1945, Yunanistan’da 1952, Belçika’da 1960 ve İsviçre’de 1971 yılında kullanılmaya başlanmış ve Türk kadınının bu hakka 5 Aralık 1934 de sahip olması ve 1935 yılında da kullanmasıyla; Atatürk Devrimlerinin Türk kadını açısından önemini, atılan adımların dünya geneliyle kıyaslandığında ne kadar ilerici ve devrimci bir özelliğe sahip olduğunu ortaya koymaktadır .
     1930’lu yılların ekonomik krizi, dünyayı saran faşizan eğilimleri göz önüne getirildiğinde, ileri sayılan bir çok ülkeden önce seçme ve seçilme hakkının kadına verilmesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin; kurucu felsefesinin kadın hakları konusunda ki yaklaşımını; “Kadının adı yok”ken kadınlara ad vermenin ötesinde kimlik ve kişilik kazandırılarak var olma olanağı verilmesini ifade eder.
      Bu gün daha ileri düzeyden, çağdaşlıktan söz edilen bir süreçte, Türk kadını 5 Aralık 1934 de elde ettiği hakların çok gerisine savrulmak istenmektedir. Biçimsel olarak seçme ve seçilme hakkını korumakla birlikte Türk kadını, toplumsal yaşamın dışına itilmek istenmektedir.
     Toplumsal mücadelede kadının yerini bilen emperyalist çevreler ve uzantıları her türden gericilik, kadını ayrıştırarak, toplum dışına iterek, kendilerine karşı gelişecek direnci, mücadeleyi baştan yok etmek istemektedirler. Kadını ait olduğu toplumdan ayrıştıran her girişim emperyalizmin böl, parçala yok et anlayışının ürünüdür. Bu anlayışa pirim veren her girişim sadece Cumhuriyet kazanımlarına yönelik saldırılara değil, kadına yönelik her türlü saldırıya da pirim vermek anlamına gelir.
Türk Kadınını yüceltmek ve toplumda hak ettiği yere getirmek için Atatürkçü Düşünce Derneği Alanya Şbesi olarak Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK ve o günkü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin saygıdeğer üyelerinin bu kararlarını, analarımız, bacılarımız, eşlerimiz ve kızlarımız adına, tüm ulusumuz adına, büyük bir saygıyla anıyoruz.
 
 
                                                   ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
                                                                    ALANYA ŞUBESİ 
                                                          YÖNETİM KURULU ADINA
                                                                   Zuhal SİRKELİ
BASIN AÇIKLAMASI
Tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması
‘’Tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması”, 30 Kasım 1925 tarihinde kabul edilerek uygulamaya konmuş bir Atatürk Devrimi’dir.
Yasanın çıkmasında, Doğu Anadolu bölgesinde gerçekleşen Şeyh Sait İsyanı’nın hızlandırıcı rolü olmuştur.Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı ayaklanan Şeyh Said, başlattığı isyanda gücünü tekke, zaviye ve dergâhlara yerleşmiş tarikatçılardan alıyordu. Bu gelişme, tekke ve zaviyelerin kapatılmasına dair kanunun çıkışını hızlandırdı.
Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, 30 Ağustos 1925’teki ünlü Kastamonu söylevinde "Ölülerden medet ummak, medeni bir cemiyet için, lekedir. Efendiler ve ey millet, biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz. En doğru en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır." sözleriyle tüm yurtta tekke ve zaviyelerin kapatılacağının işaretini vermiştir.
Bu kanunla;
Türk halkının bilime, akılcılığa, laik düşünceye yönelmesi ve birlik beraberliğin sağlanması açısından önemli bir adım atıldı. Türkiye’nin falcılar, şeyhler, dervişler ve büyücüler ülkesi olamayacağı ispatlandı. Türbeler kapatılırken Yavuz ve Fatih gibi Türk büyüklerinin türbelerinin kapatılmaması, Türk devriminin; ulusumuzun tarihi ile olan bağlarını koparmaya yönelik olmadığını göstermiştir.
  1950’de çıkan yasa ile türbelerin bir bölümünün açılmasına olanak sağlandı. 1990’da çıkan yasa ise türbelerin açılması için Bakanlar Kurulu onayının alınması şartını ortadan kaldırdı; Kültür Bakanlığı’nın onayı yeterli görüldü.
Siyasilerin tarikat mensupları ile ilişki kurması sonucu tarikatların itibar kazanması ile yasa uygulanmaz duruma geldi. Tarikatlar, yasaklı olmalarına rağmen etkinliklerini sürdürebilmektedirler. Bugünkü siyasi anlayışın buna çanak tutar mahiyette ve ülkemizdeki en önemli olayların bile, okyanus ötesinden idare edildiğine bakarak, yüce önder Mustafa Kemal’in haklılığını bir kere daha idrak ediyoruz.Atatürkçü Düşünce Derneği Alanya Şubesi olarak; yine tüm gücümüzle Atamız gibi bu ülke ne olursa olsun Şeyhler, Dervişler, Müritler ve Meczuplar memleketi olamaz diyoruz. 
                                                             Atatürkçü Düşünce Derneği
                                                       Alanya Şubesi Yönetim Kurulu Adına
                                                                        Zuhal Sirkeli
24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ BASIN AÇIKLAMASI
24 Kasım Büyük Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün Millet Mekteplerinde Başöğretmenliği kabul ettiği gündür. Atatürk yazı tahtası başında ulusuna çağdaş uygarlığın yolunu göstermektedir.
Mustafa Kemal’ in 25 Ağustos 1924’te, Muallimler Birliği Kongresinde söylediği “Öğretmenler hiçbir zaman hatırınızdan çıkmasın ki Cumhuriyet, fikren, ilmen, fennen, bedenen, kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister. Yeni nesli bu özellik ve yetenekte yetiştirmek sizin elinizdedir. Sizin başarınız Cumhuriyetin başarısı olacaktır.” Bu sözler Cumhuriyetin öğretmenlere verdiği görevi açıklamaktadır.
Bu nedenle, ATATÜRK’ün ve ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE nin çocuklarımıza ve gençlerimize öğretilmesinde en büyük görev öğretmenlerimize düşmektedir. Büyük “Önder” bunu çok iyi bildiğinden;        “Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır” diyerek öğretmenlerimize olan inancını ve güvenini ifade etmiştir.

Cumhuriyetimize yönelik olumsuz gelişmelerin artarak yaşandığı günümüzde  Millet Mektepleri uygulamasının ve öğretmenlere verilen görevin güncelliğini aynen korumaya devam ettiği düşüncesindeyiz.
 
                Atatürkçü Düşünce Derneği Alanya Şubesi olarak;   Cumhuriyetin Öğretmenlere yüklediği görevin içeriğinde, öğretmenlerimizin gününü kutlarız.
 
 
 
                                                     Atatürkçü Düşünce Derneği
                                                           ALANYA ŞUBESİ
                                             Yönetim Kurulu Adına
                                               
                                                Nurittin Karacalı
 
10 KASIM BASIN AÇIKLAMASI
“Mustafa Kemal Atatürk, ne bir heykel, ne bir anıttır. O, Türk ulusal bilincinin aydınlanma devriminin ve çağdaşlaşma savaşının temel anlayışıdır.
10 Kasım 1938'de, Atatürk'ü yitirişinden kısa bir süre sonra;  Türkiye Cumhuriyeti ve Türk ulusu, O'nun aydınlık, çağdaş, tam bağımsızlıkçı, ve onurlu çizgisinden yavaş yavaş sinsice çıkarılmıştır. Ülkemizin kapıları, emperyalizme, sınırsızca açılmış,  yerli işbirlikçilerle birlikte azgınca tırmandırılan sömürü ve talanın doğal sonucu olarak; her alanda yolsuzluk, yoksulluk, haksızlık ve adaletsizlik yaygınlaştırılmıştır. Bu yaşanmış ve yaşanmakta olan tarihsel gerçeğe karşın; bölücüsünden din sömürücüsüne, ikinci cumhuriyetçisinden sözde liberal aydınına kadar uzanan işbirlikçi cephe tüm bu olumsuzlukların sorumlusu olarak Kemalizm'i göstererek, Atatürk'ü Türk ulusunun beyninden ve gönlünden uzaklaştırmaya çabalamış ve çabalamaktadır.
         Bu boş çabaların sahibi çete şunu çok iyi bilmelidir ki; yakın gelecekte Kemalizm yeniden devlet ve toplum yaşamında egemen kılınacak Türkiye Cumhuriyeti ve Türk ulusu dünya ufkundan bir güneş gibi doğarken onlar tarihin çöp sepetindeki yerlerini alacaklardır. Bu değişmez inanç ve mücadele kararlılığı ile Atatürkçü Düşünce Derneği Alanya Şubesi olarak Mustafa Kemal Atatürk'ü özlem, minnet, saygı ve rahmetle anıyoruz.
 
Yaşasın Atatürk Devrimi!
 
Yaşasın Atatürkçülük!
 
Yaşasın Atatürkçü Düşünce Derneği!
                                                      
                                                      Atatürkçü Düşünce Derneği Alanya
                                                           Şubesi Yönetim Kurulu Adına
                                                                         Zuhal Sirkeli
 
HARF DEVRİMİ
BASIN AÇIKLAMASI
Harf Devrimi, büyük bir tarihi olaydır. Sosyal, kültürel ve siyasal alanda geniş yankıları olmuştur.
1 Kasım 1928’de “Türk Harfleri Hakkındaki Kanun” çıkarılarak Harf Devrimi yürürlüğe konulmuş; Yurt çapında çok yoğun çalışmalar yapılarak, Başöğretmen Atatürk önderliğinde yeni abece hızla halkımıza öğretilmiştir. Yeni Türk Alfabesi’nin benimsenmesinin ardından, 24 Kasım 1928′de yayımlanan Millet Mektepleri Talimatnamesi’ne göre, yurdun her köşesinde Millet Mektepleri açılmış, halka yeni harflerle okuma yazma öğretilmiştir. Atatürk bu çalışmalara “Millet Mektepleri Başöğretmeni” sıfatıyla katılmıştır. İnsanlık tarihinde, Ulusu’na öğretmenlik yaparak okuma-yazma öğreten bir Başöğretmen örneği görülmemiştir.
Latin harfleri üzerinden, çağdaş Batı dünyası ile köprü kurma olanağı böylelikle sağlanmıştır. Günümüzde, Latin harflerini kullanmayan ülkeler ve halkları, büyük güçlükler çekmektedir. Neredeyse evrensel iletişim aracı durumuna gelen İngilizce’nin Latin harfleriyle okunup-yazılması, Atatürk’ün uzak görüşlülüğünün bir başka kanıtıdır. Atatürk, Dil Devrimi’nin yaşatılması ve kökleşmesi için, kendi parasıyla “Türk Dil Kurumuadıyla bir dernek de kurmuştur. 12 Eylül 1980 darbesiyle Atatürk’ün vasiyeti çiğnenerek bir devlet dairesine dönüştürülen bu kurum eski durumuna dönüştürülmeli; Dil Devrimi, ulusal birliğin en temel aracı olarak titizlikle korunmalı ve sürdürülmelidir.
                                                                 Atatürkçü Düşünce Derneği
                                                                        Alanya Şubesi Adına
                                                                               Zuhal Sirkeli
SALTANATIN KALDIRILMASI
BASIN AÇIKLAMASI
Saltanatın Kaldırılması, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 1 Kasım 1922'de çıkarılan bir yasa ile Osmanlı Hanedanının Türk toplumu üzerindeki otoritesinin yıkılması ve monarşinin kaldırılmasıdır. Bu Türk toplumunun demokratikleşmesi yolundaki önemli dönemeçlerden biridir. Atatürk Devrimleri arasında ilk uygulamaya konulanıdır...

Saltanatın kaldırılmasının en önemli sebebi, Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı sonrasında 20. yüzyıla ayak uyduramayan Osmanlı monarşisi yerine, 20. yüzyılda hedef gösterdiği (muhasır)çağdaş,gelişmiş medeniyetlerin, devlet sistemi olan ulus-devlet'ini kurmak istemesidir. Egemenliğin halka dayanması gerektiğini savunan ve saltanatın zorbalık olduğunu düşünen Atatürk, 1 Kasım 1922'de Meclis'de yaptığı konuşmada bu görüşünü şöyle dile getirmiştir:
"Efendiler...
Osmanoğulları, zorla Türk ulusunun egemenliğine el koymuşlardı. Bu yolsuzluklarını altı yüzyıldan beri sürdürmüşlerdi. Şimdi de Türk ulusu bu saldırganlara, artık yeter diyerek ve bunlara karşı ayaklanarak egemenliğini kendi ellerine almış bulunuyor."

Böylelikle; Padişahın tebası-kulu olan insanımız, Cumhuriyetin yurttaşı olma yolunda çok önemli bir kazanım sağlamıştır. Egemenliğin kaynağı, gökyüzünden yeryüzüne indirilerek Anadolu Aydınlanma Devrimi’nin en önemli adımı atılarak, Türkiye’nin çağdaş dünyada kendine yaraşır yeri pekiştirilmiştir.
Atatürkçü Düşünce Derneği Alanya Şubesi olarak önemle vurgulamak istediğimiz Atatürk’ün bu devrimleri sayesinde Türk Ulusu; Anayasamızın 2. maddesinde 6 temel niteliği tanımlı – insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, demokratik, laik bir sosyal hukuk devleti olan tam bağımsız Türk Cumhuriyetini sonsuza dek onurlu bir mücadeleyle yaşatmaya devam edecektir.
                                                                  Atatürkçü Düşünce Derneği
                                                                         Alanya Şubesi Adına
                                                                               Zuhal Sirkeli
DUYURU                                      28.10.2011

KAYMAKAMLIĞIN, BAŞBAKANLIK GENELGESİ NEDENİYLE BÜTÜN YURTTA İPTAL EDİLEN CUMHURİYET BAYRAMI TÖRENLERİ VE 29 EKİM GÜNÜ SAAT 10:00 DA YAPILMASI GEREKEN HALK YÜRÜYÜŞÜ YOKTUR.
HER ŞEYE RAĞMEN ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ ALANYA ŞUBESİ OLARAK 29 EKİM SAAT 15:00 DA JANUS RESTURANDA YAPACAĞIMIZ CUMHURİYET BAYRAMI KUTLAMA KOKTEYLİMİZE KATILARAK BİZLERİ VE CUMHURİYETİ UNUTTURMAMAYA YEMİNLİ CUMHURİYETÇİLERİ YALNIZ BIRAKMAYACAĞINIZDAN EMİNİZ

29.10.2011 CUMHURİYET BAYRAMI BASIN AÇIKLAMASI 
           Dünyaya 600 yıl hükmetmiş bir imparatorluğun küllerinden doğan, Türkiye Cumhuriyeti’nin 88’nci kuruluş yıldönümü hepimize kutlu olsun.
             Türkiye Cumhuriyeti demokratik laik bir hukuk devleti olarak ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Cumhuriyeti yüce önder Atatürk’ün emaneti olarak onun inanç ve devrimlerine sadık kalarak gelecek kuşaklara aktarmak hepimizin en kutsal görevidir. Bu kutsal görev bizim milli onurumuz olduğu kadar, hep beraber taşıdığımız insanlık şerefimizdir.
            Atamızın aramızdan ayrılmasını fırsat bilenlerin, onun ilke ve devrimlerini yok etmek, Türkiye Cumhuriyeti’ni dönüştürmek için ellerinden gelen her çabayı sarf etmeleri, biz Atatürkçüleri büyük kaygılara sürüklemektedir. Son bir birkaç yıldır yapılanlar her şeyin üzerine tuz biber ekmiştir.
       
 Ama her şeye rağmen asla umutsuz değiliz. Bütün dünya, içimizdeki işbirlikçi ve hainler de bilmelidir ki, Türkiye Cumhuriyeti sonsuza kadar yaşayacaktır. Cumhuriyetin muhafızları olan her yaştaki Atatürk Gençliği, Ata’sının vasiyetine uymaktan ve emanetini koruyup kollamaktan bir an bile geri kalmayacaktır. Atatürkçü Gençlik, görev bilinci içinde, sağduyu ve soğukkanlılıkla gelişmeleri izlemekte ve demokratik eylem çizgisini belirlemektedir.          
        Böl-parçala-yok et yolunu kendilerine hedef olarak seçenler, şartlar öne sürerek, Türkiye Cumhuriyeti Devletini alenen tehdit etmektedir. Ülkemiz, tarihinde hiç olmadığı kadar ayrıştırılmış, insanlar birbirine yabancılaştırılmıştır. Aynı milletin evlatları arasında yapay çatışmalar çıkarılmaya çabalanmaktadır. Son dönemde ne yazık ki, özerklik, ana dilde eğitim gibi taleplerle de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde iki başlı ve iki dilli bir yapı oluşturmanın önü açılmakta ayrıştırma projesi derinleştirilmektedir.
 
Terörün kökünü kazımak, politik kutuplaşmaları bir kenara bırakıp, toplumsal barışa hizmet etmek; milletimizin birliği, bütünlüğü ve Cumhuriyetimizin korunması açısından son derece önemlidir.
 Cumhuriyet kazanımlarımızı borçlu olduğumuz şehit ve gazilerimizin anısı adına 29 Ekim Cumhuriyet bayramı törenlerinin Tüm yurtta iptal edilmesinin mantığını anlamakta güçlük çekiyor, Cumhuriyet bayramına bir düğün veya eğlence programı muamelesi yapılmasını şiddetle reddediyor ve esefle kınıyoruz.
 Uygarlık savaşımız başarılı, Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.
Atatürkçü Düşünce Derneği Alanya Şubesi olarak başta ulu önder Atatürk olmak üzere kurtuluş savaşı şehitleri, gazileri ile günümüzde vatanın bölünmesine karşı duran tüm şehit ve gazilerimize sonsuz minnetlerimizi sunarız. Son depremde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza da tanrıdan rahmet, yaralılara acil şifa, yakınlarına sabır dileriz.
                                                                          Atatürkçü Düşünce Derneği
                                                                             Yönetim Kurulu Adına
 
                                                                                Aydın ÖZBAŞ
BASIN AÇIKLAMASI                        21-10-2011
''Kemalizmi 'geçmişin bekçiliği' sananlar, 'geleceğin öncülüğü' nü yapmak fırsatını kaçırmaya mahkûmdurlar.'' Diyen Atatürkçü Düşünce Derneği Genel başkan yardımcısı Prof. Dr Ahmet Taner Kışlalının katledilişinin 12. yılında saygı ve özlemle anıyoruz.
Kışlalı' ya göre din devleti kurmak, ülkeyi bölmek ve 2.cumhuriyeti kurmak isteyenlerinin önündeki en büyük engel Kemalizm’dir.
Türkiye'yi hedefe koyanlar, amaçlarına ulaşmak için Atatürk'e ve Kemalizm e karşı sistemli saldırı başlattılar. Medyada ve yayın organlarındaki propagandanın yanında fiili saldırılarla kurucu başkanımız Prof. Dr. Muammer Aksoy; Doç. Dr Bahriye Üçok, Uğur mumcu ve birçok aydınımız katledildi.
Ahmet Taner Kışlalı; ödünsüz  bir Kemalist’ti, Gözünü kırpmadan, yaşamı pahasına Kemaliz mi savundu. Devletin tekliğini, ulusun birliğini, ülkenin tümlüğünü savundu. Kışlalı halktan yana, çağdaşlıktan, uygarlıktan, eşitlikten, onurdan yana; yanlışlara, haksızlıklara, geriliklere, yozlaştırmalara, yobazlığa karşı bir aydın, bir bilim ve kültür adamıydı... 
Ahmet Taner KIŞLALI; Tam bağımsız, laik demokratik Türkiye aşığı idi.  O Ülkesinin çağdaş uygarlık seviyesinin üzerinde olmasının yolunun Atatürk devrim ve ilkelerine ödünsüz  sahip çıkmaktan geçtiğini, canı pahasına savunmuştu. ama Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığına  kasteden ve saldırılarını sinsice yürüten odakların düşmanlığını kazandı.
Çünkü O; Demokrattı, Kemalist’ti, barıştan, akıl ve  bilimden yanaydı. Talana, vurguna, soyguna karşıydı, gerçek yurtseverdi. Terörün her türlüsüne, bölücülüğe, gericiliğe din tüccarlarına karşıydı. Atatürk’çü düşüncenin ödünsüz  savunucusu idi. 
Emperyalizmin ve işbirlikçilerinin, Türkiye üzerindeki hain emellerini ve oynadıkları oyunları biliyor Türk halkına  açıklıyordu.
Bu nedenle, Kemalistler geleceğin öncüsüdürler. Bu tarihsel görevi yerine getirmenin tam zamanıdır. Yarınların aydınlık Türkiye sini Kemalist ilkelerle öreceğiz.  Bu amaçla ellerimizi ve yüreklerimizi birleştireceğiz. Bir ve birlik olacağız ki Aksoylar, Mumcular, Üçok’ar, Kışlalılar aramızdan alınmasın.
Aramızdan ayrılışının 12. yılında  KIŞLALI nın  bağımsız,  laik,  demokratik ulus devlet mücadelesi bizlere ışık tutacaktır.Işıklar içinde yatsın.
Atatürkçü Düşünce Derneği Alanya şubesi olarak Polislerimize ve askerlerimize yapılan hain terörist saldırısını kınıyor ölenlere  rahmet, yaralılara acil şifalar ailelerine de sabır diliyoruz.
Alanya Atatürkçü Düşünce Derneği
Yönetim Kurulu Adına
Aydın Özbaş
 
·                                 ANKARA'NIN BAŞKENT OLUŞU
BASIN AÇIKLAMASI 12.10.2011
Dünyada emperyalizme karşı verilmiş ve kazanılmış ilk Kurtuluş Savaşı’nın merkezi ve Cumhuriyetin ilan edildiği; Atatürk’ün “Aydınlanma Devrimi”ni başlattığı Anadolu kasabasının, çağdaş – modern Türkiye Cumhuriyetinin kalbi olacak Ankara’nın Başkent oluşunu büyük kurtarıcı, Söy...levinde şöyle anlatıyor:
“Efendiler Lozan Antlaşması’nın eklerinden olan düşman işgali altındaki topraklarımızı boşaltma protokolü uygulandıktan sonra yabancı işgalinden tamamen kurtulan Türkiye`nin toprak bütünlüğü fiilî olarak sağlanmıştı. Artık yeni Türkiye Devleti`nin başkentini bir kanunla tespit etmek gerekiyordu. Bütün düşünceler Yeni Türkiye`nin başkenti Anadolu`da ve Ankara şehri olarak seçme lüzumunda birleşiyordu.
Dışişleri Bakanı İsmet Paşa 9 Ekim 1923 tarihli tek maddelik bir kanun tasarısını Meclis`e teklif etti. Altında daha on dört kadar zatın imzası bulunan bu kanun teklifi 13 Ekim 1923 tarihinde uzun görüşme ve tartışmalardan sonra çok büyük bir çoğunlukla kabul edildi. Kabul edilen kanun maddesi şudur : "Türkiye Devleti`nin başkenti Ankara şehridir."
Osmanlının son dönemlerinde olduğu gibi “saltanat” sürme heveslisi olanların “yeni Osmanlı” söylemleri içerisinde gündeme getirmeye çalıştıkları İstanbul’u yeniden başkent yapma heves ve istekleri de tıpkı dün olduğu gibi, bir milletin geleceğini tehlikeye atma pahasına saltanat sürmeyi yeğlemelerinden kaynaklanmaktadır. Ancak başarılı olamayacaklardır. “İlelebet yaşayacak” Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti ilelebet Ankara olacaktır.
Atatürkçü Düşünce Derneği Alanya Şubesi olarak laik, demokratik, çağdaş Cumhuriyetin simgesi olan, Cumhuriyetin kazanımlarını ve başarılarını yansıtan Ankara'nın başkent oluşunun 88. yıldönümünü kutluyoruz.
Atatürkçü Düşünce Derneği
Alanya Şubesi Yönetim Kurulu Adına
Zuhal Sirkeli
Basın AÇIKLAMASI
“Değerli yazar, İslam Tarihçisi ve Derneğimizin kurucu üyesi Doç. Dr. Bahriye ÜÇOK, bütün bir yaşamını, halkın aydınlanma mücadelesine adamış değerli bir kadın önderdi.

Öğretmenlikten, milletvekilliğine uzanan yaşamının her anında, hem anne, hem yurtsever bir yurttaş olarak üzerine düşeni layıkiyle yerine getirme mücadelesi verdi. 1989'da televizyonda yapılan bir açık oturumda, "İslâm'da Örtünmenin Zorunlu Olmadığını" açıklamasından sonra, "İslami Hareket" adlı örgütün yoğun tehditlerini almaya başladı. Tehditlerin ardından, evine gönderilen kitap paketini kapısının önünde açmaya çalışırken içine yerleştirilen bombanın patlaması sonucu yaşamını yitirdi Onun bilimden yana olan güçlü sesini, 6 Ekim 1990 günü evine gönderilen bir bombalı paketle yok etmeye çalıştılar.

Bahriye Üçok, karanlık güçlerin ilk kurbanı değildi. Gericilik Kubilay'dan başlayarak Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Turan Dursun, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu gibi sayısız aydınımızı hedef aldı. Düşünceye karşı düşünce ile, bilime karşı bilimle mücadele etmeyi bilmeyenler, bir bir ülkemizin aydınlık yüzü, ilerici ve namuslu aydınların yaşamına kıyarak egemen olabileceklerini sandılar.
Kimi karanlık güçler, cumhuriyetle ve onun değerleriyle hesaplaşmak istiyor. Bu pervasızlığa verilecek en değerli yanıt, yitirdiğimiz aydınlarımızın uğruna öldükleri değerleri savunma kararlılığımız olacaktır. Onları katledenlere şunu söylüyoruz: Aydınlanma mücadelesi, hepimizin önünü açacak bir mücadeledir. Ülkemizde gelişme, ilerleme, barış ve esenlik ancak bilimle olanaklıdır. İnsanı, insana düşman eden anlayışlar, bilimi reddeden anlayışlardır Bahriye Üçok, “Din bireylerin özelidir Özel olanı kamusal yaşamın çıkarları için kullanmak öncelikle ahlaki değildir.” diyordu. Ona göre ilerici ve gerici olmanın ölçütü yurt sevgisiydi. Bir yurtsever olarak o, kendine düşeni yaptı.

Tarih Bahriye ÜÇOK’u nasıl ilerici bir aydın olarak hatırlıyorsa, ona karşı bu menfurca eylemi gerçekleştirenleri de aynı şekilde lanetle anmaktadır.
Atatürkçü Düşünce Derneği Alanya Şubesi olarak Bahriye ÜÇOK’u bir kez daha saygı ve rahmetle anıyoruz.
Atatürkçü Düşünce Derneği
Alanya Şubesi Yönetim Kurulu Adına
Zuhal Sirkeli
Dil Bayramı,
Çağdaş Türkiye Cumhuriyetinin en önemli kültür kurumlarından olan ve Atatürk'ün 12 Temmuz 1932 de kurdurduğu Türk Dili Tetkik Cemiyeti (Türk Dil Kurumu) 'nun Dolmabahçe Sarayı'nda 26 Eylül 1932' de Atatürk'ün de izlediği ilk kurultayının yapıldığı günün yıldönümüdür.
 
İşte her 26 Eylül’de konferanslar, konserler, söyleşiler, basın açıklamaları yapmaktayız. Dilimizde yozlaşma, kirlenme ve yabancı dil özentisine karşı savaşım vermek zorunda olduğumuzun bilincindeyiz. Dilin ulusları ulus yapan unsurlardan biri olduğunu biliyoruz.
 
Dil meselesi bağımsızlık meselesi gibi düşünülmelidir. Hiçbir gelişmiş ülkede resmi dilin dışında öğrenim görülmemekte, yabancı dil öğrenme isteğe bağlı olmakta; ancak Tunus, Pakistan, Türkiye gibi ülkelerde yabancı dile bu kadar ağırlık verilmektedir.
 
Atatürkçü düşünce aydınlığında, dil devrimini ödün vermeden sürdürüyor, etkin çabalarını birbirine ekliyor, dil kirliliğini duygu ve düşünce kirliliği olarak yaşamamak için gereken uyarıları yapmamız gerektiğinin bilinciyle,  Bölücülerin ana dil sömürüsüyle, yabancıların ekonomik ve siyasal dayatmalarının sonucu olan yabancı sözcüklerin kullanılmasına karşı çıkarak ulusal varlığımızı korumak zorunda  olduğumuzu aklımızdan çıkarmamalıyız. Unutmayalım ki dil bağımsızlıktır, özgürlüktür, kişiliktir. Dil onurdur, Dil severlerin ve ulusumuzun Dil Bayramını ATATÜRK'Ü içtenlikle anarak yürekten kutluyorum.

Atatürk'ün Ankara'sının, Atatürk'ün Samsun' unun, Amasya'sının, Erzurum'unun ve Sivas'ının arandığı günümüzde dil devriminin sürmesi ona olan bağlılığın ve onun yaktığı ateşin asla sönmeyeceğinin anlamlı bir belirtisidir ve kanıtıdır.
 
Atamızın ‘’Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Ülkesini yüksek istiklalini korumasını bilen Türk Milleti, dilini de yabancı dillerin boyundurluğundan kurtarmalıdır’’  sözünün ışığında Atatürkçü düşünce derneği Alanya Şubesi olarak  
Dil  severlerin ve ulusumuzun Dil Bayramını ATATÜRK'Ü içtenlikle anarak yürekten kutluyoruz.
 
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
ALANYA ŞUBESİ
YÖNETİM KURULU ADINA
AYDIN ÖZBAŞ
ATATÜRK İLKE VE DEVRİMLERİNİ YOK EDEN KARARNAME İÇİN BASIN
AÇIKLAMASI
                                                                                          23.09.2011
Hükümetin 652 sayılı kanun hükmünde kararname ile yaptığı düzenlemeler sonucu, Milli Eğitim Bakanlığı "Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı, yurt savunmasını görev kabul eden bir gençlik" yetiştirmek hedefini, yani millilik özelliğini terk ediyor. Çocuklarımız artık "Türküm, doğruyum, çalışkanım...Ülküm.. Varlığım Türk varlığına armağan olsun!" demeyecekler.
 
Hükümetin Milli Eğitim Bakanlığı üzerinde 2002 yılından beri yürüttüğü, Eğitimin “MİLLİ” niteliğini yok etme politikası sonunda bu Kanun Hükmünde Kararname ile finale ulaşmıştır.
 
Cumhuriyetimizin bazı değerlerinin yok sayıldığı, sokaklarda devlete kafa tutulduğu, bir kısım devlet yöneticileri ve bölücülerin “Türk” kavramından rahatsızlık duyduklarını açıkça söyleyebildiği bir süreçte, Teşkilat Kanunun dan  Atatürk ilke ve inkılâplarına atıfta bulunan tüm cümlelerin ve  “Türk milleti” kavramının  çıkarılması, Türkiye Cumhuriyetinin hükümet aracılığı ile ABD, AB, BDP, PKK, KCK, DTK ve İmralı tarafından kuşatma değil işgal altına alındığının göstergesidir.
 
Siyasal iktidar Atatürk’ten ve Cumhuriyetten intikam almaya çalışmaktadır.  Ulusal egemenliğimiz AB-ABD uydusu- uşağı, şakşakçısı sözde siyasetçiler aracılığı ile yok edilmekte,  özgürlükler inanç baskılarıyla heba edilmektedir.  Bağımsızlık giderek düş olmaktadır. Atatürk ve “Ne mutlu Türküm diyene” kavramı ile hesabı olanlara yine hatırlatıyoruz, “Atatürk olmasaydı Atatürk’e ve Cumhuriyetine saldıranlar kimin nesi ve nasıl olurlardı” bir kez daha düşünmeliler?
Türkiye gerçeği, Atatürk gerçeği bu yozlaşmayı er-geç yenecek, giderecek, aşacak ve kazanacaktır. Tüm yurttaşlarımızı uyanık olmaya çağırıyoruz.
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ ALANYA ŞUBESİ
             YÖNETİM KURULU ADINA
                     AYDIN ÖZBAŞ

Kamu Hukuku Profesorü Anıl ÇEÇEN haykırıyor. 

'Gençler uyanın. Türkiye cumhuriyeti tasfiye ediliyor...'
Türkiye, son yıllarda sürekli olarak dıştan dayatılan reformlarla uğraşmak zorunda bırakılıyor.
Birilerinin çok acelesi olduğu için, bir an önce istedikleri aşamaya gelebilmek için dışarıdan içeriye doğru sürekli olarak bir inisiyatif yönlendirmesi yapmaktadırlar. 
 
Böylesi dışmerkezli bir emperyalist oyuna bütünüyle Türk toplumu alet edilmek istenirken Türk ekonomisinin köşe başlarını tutan kadrolarla medyada etkili olan işbirlikçi mandacı gruplar, ülkemizi böylesi bir maceraya doğru el birliği ile sürüklemektedirler. 
Yüzyıllar önceden hazırlanmış bir plan ve bu doğrultudaki proje uğruna büyük bir ulusal kurtuluş savaşı vererek kurmuş olduğumuz Türkiye Cumhuriyeti tasfiye edilmektedir. 
Bu gerçek artık saklanamayacak kadar açık ve net bir biçimde Türk kamuoyunda kesinlik kazanmıştır.
Hiç kimse cumhuriyet yıkıcılığı ya da Türkiye düşmanlığı yaptığını kabul etmiyor. 
Her şey "değişim" kavramı içerisinde ve Türk devleti dıştan zorlanan bir plan dâhilinde çözülmeye mahkûm ediliyor.
Değişim sözcüğünün sihirli görünümünün arkasına sığınan ikinci cumhuriyetçiler, maddeci işbirlikçiler, alt kimlikçi federasyoncular, ılımlı İslamcı görünümlü şeriatçılar, emperyalizm ve Siyonizm ile her türlü işbirliğine açık olan oportünistler koalisyonu elbirliği ile Atatürk'ün cumhuriyetine saldırmaktalar ve kültürel alt kimlikçilik dış desteklerle hortlatıldığı gibi kayıt dışı ekonominin sağladığı olanaklarla yer altı ilişkileri doğrultusunda birçok mafya ve benzeri hukuk dışı çıkar örgütlenmelerinin de gündeme geldiği görülmektedir. 
Kurtlar Vadisi gibi televizyon dizileri ile böylesine hukuk dışı bir yapılanma iç ve dış menfaat çevreleri tarafından hem özendirilmekte hem de desteklenmektedir.
Böylesine olumsuz bir süreç içinde ülkenin birliği ve bütünlüğü tehlike altına sürüklenmekte, yetmiş beş milyonluk bir milletin gelecek güvencesini sağlamakla görevli Türk devleti her gün biraz daha gerileyerek devre dışı kalmaktadır.
Bu aşamada Türkiye'yi yöneten bir zihniyet, yeni dönemin plan çalışmalarında devletin küçültülmesini ana hedef olarak ilan etmektedir. 
Bu tür bir hedef belirleme, şimdiye kadar yarısı tasfiye edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti devletinin geri kalan diğer yarısının da tasfiye edilmek istendiğinin en açık göstergesidir. Sürekli olarak dış baskılarla iyice küçülmüş olan Türkiye Cumhuriyeti devletinin geleceği ile ilgili planlama çalışmalarına devletin küçültülmesi ana hedef olarak belirlenirse, bu gelecekte Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal ve üniter yapısının ortadan kaldırılmak istendiğinin en açık göstergesi olarak anlaşılmasıdır.
Çünkü OECD istatistiklerine göre; Avrupa ve Amerika gibi kıtalardaki batı ülkelerine oranla en küçük devlet Türkiye Cumhuriyeti'dir.
Batı ülkelerinde devletin ekonomideki ağırlığı ortalama olarak yüzde 40 ya da 50 oranında olmasına rağmen, Türkiye'deki devletin ekonomideki büyüklüğü son yıllarda yüzde 20'lerden yüzde 10'lara doğru küçülmüştür. 
Kendi devletlerini güçlü ve büyük tutan batılı emperyal ülkeler sıra Türkiye'ye gelince, Osmanlı İmparatorluğu'nun bugünkü mirasçısı Türkiye'yi daha da küçültmenin yollarını aramaktadırlar.
Avrupa Birliği sürecinde yani bir Yugoslavya modeli yaratarak Türkiye'nin ülkesini bir Sevr haritasına dönüştürmek isteyenler, bu doğrultuda devletin küçültülmesi için sürekli olarak baskı yapmaktadırlar.
 Avrupa Birliği'ne paralel olarak IMF ve Dünya Bankası gibi uluslar arası kuruluşlar da Türk devletinin küçültülmesi için devletin yetkili organlarını baskı altında tutmaktadırlar.
Kabuk devlet suçlamaları ile medyadaki papağanlarını Türk devletinin üzerine süren emperyal merkezler kendi devletlerini daha da büyütmenin arayışı içindedirler. 
Bu doğrultuda dünyanın her bölgesini sömürge durumuna düşürürlerken, Türkiye'yi de iyice küçülterek çeşitli eyaletlere bölebilmenin çabası içindedirler.
Büyük Avrupa, Büyük Ortadoğu, Büyük İsrail gibi dünyanın merkezini içine alacak bölgesel federasyon planlarına Türkiye'nin ülkesini merkez yapmak isterlerken, bu ülkenin üzerinde kurulu bulunan Türk devletinin ortadan kaldırılmasına giden yolu açmak istemektedirler.
Demokrasi, küreselleşme, değişim gibi sihirli sözcüklerle Türk Devleti yavaş yavaş ortadan kaldırılmakta,
Gelecekte bir dış destekli federasyona giden yol açılmaya çalışılmaktadır. Batılı merkezlerin hepsi bu doğrultuda çalışırken, Yugoslavya'dan sonra dünyanın merkezinde kurulmuş olan Türk devleti de tasfiye edilmek istenmektedir. 
Son yıllarda reform adı altında gündeme getirilen bütün yasal düzenlemelerinin devletin merkezi gücünü ortadan kaldırdığı, parçalı bir yapıyı ortaya çıkarabilmek üzere merkezin yetkilerinin sürekli olarak yerel yönetimlere devredildiği artık iyice görülmektedir.
Tablo kesin hatları ile belli olduğuna göre, Türk devletinin geleceğine bir büyük ulusal kurtuluş savaşı vermiş olan Türk milleti karar verecektir. 
Türk milleti ulusal ve üniter cumhuriyet devleti tasfiye edilirken, bu gidişe bir dur diyecek, ulusal egemenliğine sahip çıkarak yeni yüzyılda da bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'nin çatısı altında yaşamını sürdürecektir. 
Artık devleti ve cumhuriyeti ortadan kaldırmakta olan bu reform görünümlü deforme sürecine Türk Milleti acilen "dur" demelidir.              
Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN  
 Not: Bu yazı bir kamu hukuku profesörünün  kamuoyuna uyarısıdır.       
SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİ
BASIN AÇIKLAMASI
Sakarya Meydan Muharebesi; Kurtuluş Savaşında yapılmış olan en önemli ve tarihin en kanlı muharebelerinden biridir.
23 Ağustos 1921’da başlayıp 13 Eylül 1921’ kadar 22 gün ve 22 gece süren bu savaşta, Mustafa Kemal Paşa yeni bir savaş stratejisi uygulayarak ordularına şu emri verdi:"Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz..."
Türk askeri bu yüksek emre ...uyarak vatanını canla başla savundu.
Sakarya savaşından sonra Türk halkı ve ordusu yeniden moral kazanmış, Türk bağımsızlık savaşının gücü itilaf devletlerine bir kez daha kanıtlanmıştır Sakarya savaşının diğer bir sonucu da TBMM’sinden 19 Eylül 1921’de çıkarılan 153 sayılı kanun ile
Mustafa Kemal Paşa’ya en büyük askeri rütbe olan Mareşal rütbesi ile Gazilik ünvanı verilmiştir.
Sakarya Savaşı,Türk Tarihi'nde bir dönüm noktasıdır.
Sakarya Savaşı'nın kazanılmasıyla, Türk Milleti'nin genel savaşın kazanılacağına olan inancı yerine gelmiştir. İstanbul'da, tüm camilerde Sakarya Şehitlerine mevlütler okunmuştur. O ana kadar, Ankara'ya mesafeli duran İstanbul Basını'nda dahi bir sevinç duygusu oluşmuştur.
Atatürkçü Düşünce Derneği Alanya Şubesi olarak başta Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, ülkemizin bağımsızlığı ve egemenliği uğrunda canlarını feda eden bütün şehitlerimizi ve gazilerimizi saygı ve minnetle anıyoruz.
Atatürkçü Düşünce Derneği
Yönetim Kurulu Adına
Zuhal Sirkeli
9 EYLÜL BASIN AÇIKLAMASI
9 Eylül Emperyalizmin Denize Döküldüğü Gün...
19 Mayıs 1919'da Samsun'da Başlayan Ulusal Kurtuluş Savaş'ı yolculuğu, 9 Eylül 1922'de İzmir'de sona erdi.

89 yıl önce düşman askerlerini denize dökerek ülkemizin emperyalist işgalden kurtuluşuna son noktanın konulduğu gündür 9 Eylül 1922..
...
Batılı emperyalistlerin vatan topraklarımızı yağmalamak için çökkün Osmanlı’ya kabul ettirdikleri Sevr Antlaşması’nın yırtılıp atıldığı, tarihin çöplüğüne gömüldüğü gündür 9 Eylül..
Dokuz Eylül Anadolu İnsanının Özgür Birey Özgür İnsan olma tarihinin başlangıcıdır...

Bugün İzmir'in Kurtuluş Günü; emperyalizmin Anadolu topraklarından sürüldüğü denize döküldüğü gün.
Mustafa Kemal 'in önderliğindeki ulusal özgürlük ve kurtuluş savaşının kazanıldığı o büyük utkunun adıdır 9 Eylül
"Bu tarih toplumu yönetim gücünün kaynağı olarak "millet iradesi" gösterilmiş İstiklal Savaşının ve Türkiye Cumhuriyeti'nin itici gücü olmuş "tam bağımsız ve demokratik bir Türkiye" yaratma süreci başlatma tarihidir."
Tabii bu zaferin elde edilmesi kolay olmamıştır. Atalarımızın; kadını erkeği, yaşlısı genci, askeri sivili ile başa baş, dişe diş yürüttükleri, her türlü zorluğa karşı kahramanca göğüs gerdikleri ve milyonlarca şehit verdikleri ve yaklaşık dört yıl süren bir savaşla bu zafer elde edilmiştir.

Atatürkçü Düşünce Derneği Alanya Şubesi olarak başta Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, ülkemizin bağımsızlığı ve egemenliği uğrunda canlarını feda eden bütün şehitlerimizi ve gazilerimizi saygı ve minnetle anıyoruz.
Atatürkçü Düşünce Derneği
Alanya Şubesi
Yönetim Kurulu Adına
Aydın Özbaş
BASIN AÇIKLAMASI
4 Eylül Sivas Kongresi, 1919 yılı milli mücadelenin başladığı bir milletin kurtuluşunu hazırlayan kararların verildiği, cumhuriyetimizin temellerinin atıldığı, ulusal olarak düzenlenmiş bir kongredir. Sivas Kongresi özellikle manda ve himayenin reddedildiği, dünyada emperyalizme karşı alınan ulusal mücadele olması açısından çok önemlidir.
Kongrenin toplanması ulusal bilinçlenme ve örgütlenmenin kaçınılmaz bir aşaması olduğu kadar, Anadolu'da M. Kemal Paşa'nın önderliğinde oluşan ulusal irade ile İstanbul Hükümeti ve onun arkasında İngiliz – Fransız’lara karşı bir üstünlük ve Anadolu'nun otoritesinin kime ait olduğu mücadelesiydi. Bu bakımdan İstanbul Hükümeti ve İtilaf Devletleri kongreyi toplatmamak için her çeşit yola başvurmaktan kaçınmıyorlardı.
Bugün, aradan geçen tam 92 yıla rağmen, Sivas Kongresi`nin o günlerde yarattığı tam bağımsızlık coşkusunu bir kez daha ve aynı heyecanla yaşıyoruz 4 Eylül 1919`da yurdun dört bir yanından 38 delegeyle toplanan Sivas Kongresi, mandacılık fikrinin reddi ve emperyalizme karşı tam bağımsız Türkiye çağrısıdır. 4 Eylül 2011 günü, elbette ki bu anlamlı olayı kutlamak ve o gün yaşanan bağımsızlık coşkusunu hatırlamak önemlidir`
Atatürkçü Düşünce Derneği Alanya Şubesi olarak ‘Samsun` da başlayan; Erzurum ve Sivas Kongreleri ile şekillenen bağımsızlık mücadelesinin aziz kahramanları olan, başta ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, vatan uğruna canlarını feda eden tüm şehit ve gazilerimizi, rahmet, saygı ve şükranla anıyoruz’
                                         Alanya Atatürkçü Düşünce Derneği
                                               Yönetim Kurulu Adına
BASIN AÇIKLAMASI
                                                                                                    AĞUSTOS -2011

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk Ulusuna  ve devrimle kurulan Türkiye Cumhuriyetimizin, Ordu  mensuplarının 30 AĞUSTOS Zafer bayramı ve Türk Silahlı Kuvvetler günü nü kutlar ve ülkemizin bağımsızlığı için canlarını feda eden şehitlerimizi bir kez daha saygıyla anarız.

         Kurtuluş savaşımızı küçümsemek isteyen tarih yalancılarının  ‘Türk-Yunan Savaşı’ olarak göstermek istediği Kurtuluş Savaşımıza; Atatürk’ün Hâkimiyet-i Milli gazetesinde verdiği yanıt ‘Yunan ordusu : emperyalizmin üzerimize sürdüğü son ordudur.’tespitinin altında yatan gerçek, anti-emperyalist  bilinçtir. 26 Ağustos’ta başlayan ve 9 Eylül’de emperyalizmin İzmir’de denize döküldüğü yerde biten bağımsızlık yürüyüşümüzden günümüze kalan miras ise emperyalizmin denize dökülmesinin zorunluluğudur.

Bu bilinçle, ülkemizi ve ordumuzu Kuzey Irak’tan kuşatan, Karadeniz’den tehdit eden, Montrö anlaşmasının delinerek boğazlarımızdan Amerikan savaş gemilerini geçiren,  Atlantik ittifakının artık bir kırılma noktasına geldiği ve bağımsızlığımızı tehdit eden bir konuma ulaştığı tespitinden hareketle, bağımsızlığımızdan vazgeçmeyeceğimizi ve ulusal ittifakla emperyalizmi bir kez daha denize dökeceğimizi ilan ederiz.

         Bu mutlu günde Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve O’nun devrim ve ilkelerini yaşatanları şükran ve minnetle anıyoruz.

 TÜRK OLMAYI GURUR

MÜSLÜMAN OLMAYI İNANÇ SAYANLARIN

BOL YILDIZLI DEĞİL,AY YILDIZLI BAYRAK ALTINDA

SAF TUTAN

 

Ulusumuzun ve ADD üyelerinin Zafer Bayramı ve Şeker Bayramı kutlu olsun.

Ne mutlu Türk’üm diyene!

 

   

                                                                                                                                                                                                                           Atatürkçü Düşünce Derneği

Alanya Şubesi Yönetim Kurulu Adına

                                                                       Nurittin Karacalı

BASIN AÇIKLAMASI
BÜYÜK TAARRUZUN 89. YIL DÖNÜMÜ
Bugün Türkiye tarihinde önemli bir gün, 89 yıl önce bugün Başkomutan Mustafa Kemal Paşa Türkiye Büyük Meclis Ordularına Büyük Taarruz Emrini vermiştir. Türk Halkı olarak Büyük Taarruz’un 89.Yıllını coşku ile kutluyoruz.
26 Ağustos 1922 sabah saat 5.30 da başlayan taarruz 30 Ağustosta zaferle sonuçlanmış ve 9 Eylülde düşmanın denize dökülmesi ile taçlanmıştır.Bu günler bir ulusun ateşle, açlıkla , yoklukla imtihanı ve sömürgeci uzantının Anadolu’daki kollarının koparıldığı günlerdir. Aslında Büyük Taarruz ‘da sadece bir ulus kurtuluş savaşı vermemiştir. Bu savaş esaret altındaki tüm diğer uluslara da kurtuluş umudu vermiş ve örnek olmuştur. Büyük taarruz zaferi askeri bir sonuç olarak kalmamış, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde Türk Ulusuna Yeni Ufuklar açan bir büyük sürecin başlangıcı olmuştur.
Bugün gelinen noktada Büyük Taarruz Zaferi ile elde edilen kazanımların yok edilmeye çalışıldığı ve bu kazanımlardan vazgeçildiği de görünen acı bir gerçektir. Atatürk ve Cumhuriyet karşıtı siyasi anlayışın Türkiye’yi rotasından çıkardığı şu günlerde Büyük Taarruz Zaferinin anlam ve öneminin toplumumuzca yeniden hatırlanması bir büyük zorunluluktur.
Savaş alanında ulaşılan büyük zaferin ardından kurulan Laik ve Demokratik Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk İlke ve Devrimlerinin yol göstericiliğinde gelişimini sürdüren, evrensel değerleri benimseyen, bireyi yücelten, her zaman barışçı kimliği ile öne çıkan bir devlet olarak çağdaş dünyadaki yerini almıştır.
Başımızı her dönemde dik tutabilmek için Cumhuriyetimizi ödünsüzce yaşatmalı, Atatürk ilke ve Devrimlerine sahip çıkmalı, genç kuşakların tarihimizi iyi öğrenmelerini ve Atatürkçü Düşünceyi özümsemelerini sağlamalıyız.
Atatürkçü Düşünce Derneği Alanya Şubesi olarak tüm halkımızın bu güzel topraklar üzerinde özgür ve bağımsız yaşamasını sağlayan, Türk Ulusunun sadece midesinden düşünen ve çıkarları için mücadele eden insan gurubu değil ;Aklı ve yüreği olan, Bu yüreği vatan sevgisi ile dolu olan ulus bireylerinin özverileri ile kazandırdıkları zaferde payı olan  Büyük Komutan Atatürk’ü, Silah Arkadaşlarını, tüm Şehitlerimizi ve Gazilerimizi saygı ve gönül borcu ile anarız.
Atatürkçü Düşünce Sisteminin ışığında aydınlık yarınlar dileriz.
                                                                                                  
                                                                        ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
 
                                                                                  ALANYA ŞUBESİ
                                                                       YÖNETİM  KURULU  ADINA
                                                                            NURETTİN KARACALI
DUYURU                                                15.08.2011

T.H.M KORO ÇALIŞMALARIMIZ EYLÜL AYINDAN İTİBAREN HOCAMIZ ATİLLA BODUR BEY'İN EŞLİĞİNDE TEKRAR BAŞLAYACAK. KATILMAK İSTEYEN BAY VE BAYANLARI BEKLİYORUZ. KATILMAK İSTEYENLER 511 60 66 NO'LU TELEFONDAN VEYA DERNEĞİMİZE GELEREK BAŞVURUDA BULUNABİLİRLER.
DUYURU

                                                                                       15.08.2011
HALK OYUNLARI ÇALIŞMALARIMIZ EYLÜL AYINDAN İTİBAREN HOCAMIZ MUSTAFA ÖZTÜRK BEY'İN EŞLİĞİNDE TEKRAR BAŞLAYACAK KATILMAK İSTEYENLER:  511 60 66 NO'LU TELEFONDAN VEYA DERNEĞİMİZE GELEREK BAŞVURU DA BULUNABİLİRLER.
DUYURU
ADD Alanya Şubesi olarak okulların açılmasıyla birlikte ilkokul birinci sınıftan başlayarak 8’inci sınıfın sonuna kadar tüm öğrencilere etüt hizmeti vermeye başlayacağız "Dershaneye veya etüt merkezine devam etmek için ekonomik durumu müsait olmayan halkımıza hizmet etmek amacıyla böyle bir proje geliştirdik. Derneğimizde gönüllülük esası ile görev alan öğretmen üyelerimizin desteğiyle başlatacağımız kurslarımıza katılmak isteyen öğrenciler veya velileri ADD Alanya Şubesi'ne müracaat edebilirler. Amacımız, İlköğretim kurumlarına devam eden öğrencilerin deneyimli öğretmenler gözetiminde ev ödevlerinin kontrollü olarak yaptırılması, anlaşılmayan konuların açıklanarak öğretilmesi, okul başarısını arttırmak için çeşitli kaynak kitap ve dergilerden yararlanılarak ek çalışmaların yapılması ve okul sınavlarına hazırlık çalışmalarına katkı sağlanmasıdır. Cuma pazarı, Dr. Gani Gür İşhanı'nda bulunan derneğimizin kapıları tüm öğrencilerimize açıktır" . İletişim Tel.: 511 60 66
BASIN AÇIKLAMASI
24 Temmuz 1923 tarihi Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş ve devrim sürecinin başlangıç günüdür. Lozan Antlaşması uluslar arası hukukça onanmış bir nitelik taşır.Lozan Türkiye cumhuriyetinin tapu senedi dir

       Gazi ve İsmet Paşaların ulus ve ülke adına en büyük kazanımlarıdır. Misak-ı Milli esaslarının başarıya ulaştırılmasının uluslararası onayıdır.
Lozan Antlaşması, 19 Mayıs 1919 da Samsun'da başlayan Anadolu ihtilalinin son ve parlak aşaması ve Türkiye'nin kapitülasyonlardan, her türlü sömürü boyunduruğundan kurtulduğu tarihtir.
 
        Lozan Antlaşması, iki büyük paylaşım savaşı arasındaki dönemde emperyalist güçlerin başlarını çarptıkları bir diplomasi zaferi olarak tarihteki yerini almıştır. Din sömürüsüne, ırkçı bölücülüğe dayalı tertipleri aşmayı başaran ve Atatürk'ün önderliğinde kenetlenen ulusumuzun iradesi, Lozan'da emperyalist güçleri hiç beklemedikleri bir dirençle karşı karşıya bırakmıştır.
 
        Lozan, geçmişimizle geleceğimizi, birbirine sımsıkı bağlayan bağımsızlıkçı bir tutumun adıdır.
 
        Lozan barış anlaşması, barışı özleyen. Barışı isteyen bir toplumun onurlu ve vakur duruşunu simgelemektedir.
 
        Lozan’ı sahiplenmek Cumhuriyeti sahiplenmektir
 
        Bizler Lozan Barış Antlaşması'nın anlam ve içeriğine bağlı olarak Türk ulusu ve ülkesinin bölünmez bütünlüğüne, düşünce, emek ve üretimden yana cumhuriyete ve onun kazanımlarına Atatürkçü bir görüşle sahip çıktığımızı bir kez daha ilan ediyoruz

        Bize bağımsızlığımızı armağan eden Kurtuluş Savaşı şehit ve gazilerimizi, Lozan Barış Antlaşmasının Türk mimarları olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk,  İnönü ve arkadaşlarını minnetle ve rahmetle anıyor, anıları önünde saygıyla eğiliyoruz.
 
 
Atatürkçü Düşünce Derneği
      Alanya Şubesi
  Yönetim Kurulu Adına
BASIN AÇIKLAMASI
Erzurum Kongresi, Amasya Genelgesi ile duyurulan ve 23 Temmuz - 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum'da toplanan kurultaydır. Kongreye çoğunluğu işgal altındaki 5 doğu ili Trabzon, Erzurum, Sivas, Bitlis ve Van'dan gelen 62 delege katılmış; 2 hafta süren kongrede alınan kararlar Kurtuluş Mücadelesi'nde izlenen çizgide önemli ölçüde belirleyici olmuştur.
 
       Bu kongrede yeni bir devletin kurulması düşüncesi belirtilmiştir. Kongre, ayrıca Doğu Anadolu bölgesindeki, ‘ulusal hakları savunma örgütlerini’ de birleştirmiştir. Erzurum Kongresi daha sonraki kongreye ışık tutmuş ve ana ilkeleri saptayarak yaygınlaştırılmış, ulusal birlik yolunda atılan önemli bir adım olmuştur. Ulusal egemenliğimizin koşulsuz olarak gerçekleştirilmesine ilk kez burada karar verilmiştir. Erzurum Kongresi, bölgesel bir kongre olmasına karşın alınan kararlar ülkenin tümüne yönelikti. Bu da kongrenin önemini arttırmıştır. Bu hareketin tabandan geldiğini göremeyen ve onu sadece birkaç subayın işinden ibaret sayıp dağıtılabilirse başkaldırının sona ereceğini sanan İstanbul Hükümeti bir bildiri yayımlayarak kongreye katılanların tutuklanmasını istedi.Ne var ki İstanbul Hükümeti bu emri yerine getirecek bir makam bulamadı
 
 
       Sömürgecilerin sevr anlaşması ile kendilerine vermeyi taahhüt ettiği ermenistan ve kürdistan hayaline karşı gelerek, kongreye katılan heyet, kendilerinin Türk milletinin bir ferdi olduğunu tüm dünyaya ilan etmiştir.
 
 
       92. yılında kongreye katılıp kurtuluş savaşının ilk çoban ateşini yakanları sonsuz minnet, rahmet ve saygıyla anıyoruz.
 
 
Atatürkçü Düşünce Derneği
      Alanya Şubesi
 Yönetim Kurulu Adına
BASIN AÇIKLAMASI
                                                                                                                        20.07.2011
 
Kıbrıs Barış Harekâtı, 20 Temmuz 1974 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Garanti Anlaşması’nın III. maddesine istinaden gerçekleştirdiği askerî harekâtın adıdır. ''Bugün Kıbrıs'ta; barış ve huzurun yer almasını sağlayan, adadaki Türk kimliğinin devam etmesine vesile olan ve Kıbrıs Türklerine yönelik yapılan haince katliamlara son veren Kıbrıs Barış Hareketi'nin 37. yıl dönümüdür.

Kıbrıs’ı ilhak ederek, Türkiye’yi batıdan güneye kuşatmak ve bu suretle Türkiye’nin yaşam alanını daraltmak isteyen Yunanistan 15 Temmuz 1974’de darbe yaptırarak adaya kan ve gözyaşı getirmiştir. Bu darbe aslında Türkleri yok etmeye yöneliktir. Bu gelişmeler üzerine Londra ve Zürih antlaşmaları gereği garantör devlet olan Türkiye, Kıbrıs’ta barışı tesis etmek soydaşlarımızın güvenliğini sağlamak ve Türkiye’ye yönelik Yunan tehdidini bertaraf etmek maksadıyla adaya müdahale etmek zorunda kalmıştır. 20 Temmuz 1974 günü Türk ordusu havadan indirme, atma ve çıkarma ile başarılı bir harekat icra etmiştir. Kıbrıslı Mücahitler de Türk ordusuyla birlikte kahramanca savaşarak görevlerini en iyi şekilde yerine getirmişlerdir. Bu harekat Kıbrıslı Türkleri, Rum vahşet ve katliamlarından kurtarmıştır. Ada bugün barış ve huzur içerisindedir. Kıbrıslı Türkler 20 Temmuz 1974’den itibaren kendi vatanlarında hür ve korkusuzca yaşamaktadırlar. Kıbrıs’ta geri dönüş asla düşünülmemelidir.

Kanla alınan toprak artık vatan toprağıdır, terk edilemez. Kıbrıs’ta Türk varlığını yaşatmak, gelecek nesillere ve bu topraklar uğruna şehit düşenlere karşı bir namus borcudur. 37 yıl sonra yine coşkuluyuz


KKTC Devleti'nin ve Kıbrıs Türkleri'nin 20 Temmuz Özgürlük Bayramı'nı gönülden kutladığımızı ve Kıbrıs'taki Türk varlığının ömür boyu devam edeceğini tüm dünyaya duyurmaktan onur duyarız.


Alanya Atatürkçü
Düşünce Derneği
Yönetim Kurulu Adına
BASIN AÇIKLAMASI
Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Türkiye boğazlarından geçiş rejimini ve boğazlar bölgesinin güvenliği işlerini düzenleyen sözleşmedir. 1923'te Lozan Antlaşması ile birlikte imzalanan Boğazlar Sözleşmesinin yerine geçmiştir.
20 Temmuz 1936 yılında imzalanan bu sözleşme ile Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki egemenlik hakkını sınırlayıcı hükümler kaldırılmış ve tam egemenlik sağlanmıştır.

Möntro anlaşmasının imzalanmasının üzerinden geçen 75 yılın sonunda,

Bugün ise en büyük hayali boğaza paralel ikinci bir su yolu açarak uluslar arası anlaşmaların ne anlama geldiğinin farkında olmayan son padişah eko sistem hakkındaki bilgisizliği ve umursamazlığını ülkemize ve bütün dünyaya göstermiştir.


Atatürkçü Düşünce Derneği
Alanya Şubesi
Yönetim Kurulu Adına
15-07-2011
                                         BASINA VE KAMU OYUNA
14 TEMMUZ GÜNÜ HAİN BİR PUSUYA DÜŞÜRÜLEREK ŞEHİT OLAN 13 , AĞIR YARALI 2 VE YARALI 7 ASKERİMİZİN ACISINI İÇİMİZDE HİSSEDİYORUZ . ASKERLERİMİZDEN ÖLENLERE RAHMET ,YARALILARA ACİL ŞİFALAR DİLERKEN BAŞTA AİLELERİ OLMAK ÜZERE SİLAH ARKADAŞLARINA  SABIRLAR DİLERİZ .
 
TÜRK ULUSU , VATANINI PARÇALAMAYA ÇALIŞAN ABD EMPERYALİZMİNİN  MAŞALARININ OYUNUNA ASLA GELMİYECEKTİR.
  
TÜRK ULUSU, VATANININ BÜTÜNLÜĞÜNÜ VE  MİLLETİNİN BİRLİĞİNİ  PARÇALATMIYACAK SAĞ DUYUYA SAHİPTİR.
 
GENEL KURMAY  BAŞKANLIĞI TARAFINDAN YAPILAN AÇIKLAMALARA İNANIYORUZ VE ARKASINDAYIZ.
  TERÖR ÖRGÜTÜ TARAFINDAN YAPILAN AÇIKLAMALARIN DAHA DOĞRU OLDUĞUNU İMA EDEREK BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ EŞ BAŞKANINA YARAŞIR OLDUKLARINI İSPATLAYANLAR ; BÜYÜK TÜRK TARİHİNİN KURULUŞ VE KURTULUŞ DESTANI OLAN ERGENEKON ADININ KULLANILDIĞI HAYALİ DAVAYI VE TUTUKLU KİŞİLERİ SORUMLU GÖSTERME TELAŞI İÇİNDE SALDIRIYA DEVAM EDİYORLAR.
BU OLAYDA GÖSTERMİŞTİR Kİ, TERÖR DENEN BELA İLE DÜNYADA HİÇ BİR GRUP BAŞARI SAĞLAYAMADIĞI HALDE TÜRKİYEDE, KENDİLERİNE LİBERAL AYDIN DİYEN, İKTİDAR YALAKALARI BU KÖTÜ OLAY KARŞISINDA YÜZLERİNE TAKINDIKLARI ÜZÜNTÜDEN KONUŞAMAMA MASKELERİNİ ANİDEN ÇIKARARAK SANKİ SÖYLEDİKLERİNİN NE ANLAMA GELDİĞİNİ BİLMİYORMUŞ GİBİ ORDUYU İTİBARSIZLAŞTIRMA GÖREVLERİNE DEVAM  ETMİŞLER VE TÜRK MİLLETİNİN AKLI , ZEKASI , İYİ NİYETİYLE ALAY ETMEYE DEVAM  ETMEKTEDİRLER. BUNLARI YÜCE TÜRK MİLLETİNİN ÖNÜNDE TARİHE HAVALE EDİYORUZ.
 
 
          ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ                
  ALANYA ŞUBESİ YÖNETİM KURULU ADINI
                 YÖNETİM KURULU BAŞKANI
                      NURİTTİN KARACALI
                           
                           
BASIN AÇIKLAMASI

Kabotaj hakkı bir devletin, kendi kıyıları ve limanları arasında deniz ticareti, yük ve yolcu taşıma konusunda tanıdığı ayrıcalık hakkı olup, bu ayrıcalıktan yalnızca kendi yurttaşlarının yararlanmasıdır.
Daha önce Osmanlı Devleti’nin kapitülâsyonlar çerçevesinde yabancı ülke gemilerine tanıdığı kabotaj ayrıcalığı, Cumhuriyet döneminde Lozan Barış Antlaşması’yla 1923 yılında kaldırılmış, 1 Temmuz 1926’da Kabotaj Kanunu yürürlüğe girmiştir. Türk Denizciliği’nin bağımsızlığı ve denizciliğimizin geleceği açısından büyük önemi bulunduğu,  85 yıldan bu yana da 1 Temmuz tarihi “Denizcilik ve Kabotaj Bayramı” olarak kutlanmaktadır.
 
Kabotaj Yasası’na göre, Türkiye kıyılarında ve ülkemiz limanlarında her türlü denizcilik faaliyetleri, Türk Bayrağı asılmak suretiyle yerine getirilmektedir. Bu yasa doğrultusunda, üç tarafı denizlerle çevrili olan ülkemizde, denizciliğimizin geliştirilmesi ve daha iyi seviyeye taşınması hedeflenmektedir. Büyük Önderimiz Atatürk’ün “Denizciliği, Türk’ün büyük milli ülküsü olarak benimsemeli ve az zamanda başarmalıyız” sözünü kendimize rehber edinerek, sürekli çaba harcamamız gerektiğini de aklımızdan çıkarmamalıyız
 
1 Temmuz Kabotaj Bayramını kutluyor, kabotaj hakkının ülkemize kazandırılmasında ve TBMM de yasalaşmasında emeği geçen başta Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşları olmak üzere tüm şehit ve gazilerimiz ile zamanın TBMM üyelerini bir kez daha minnet, saygı ve rahmetle anıyoruz
 
Alanya Atatürkçü düşünce Derneği
       Yönetim Kurulu Adına
 
KAMUOYUNA 07.06.2011
Genel Başkanımız Sayın Tansel ÇÖLAŞAN'ın 7 Haziran 2011 günlü Cumhuriyet Gazetesinde çıkan yazısıdır.
KURTULUŞ: YENİDEN TAM BAĞIMSIZLIKÇI, DEMOKRATİK ULUSAL BİR YÖNETİMDEDİR.
 
“Halkımız, yoksulluğunun, işsizliğinin sebebinin; Atatürk devrim ve ilkelerini yozlaştıran, amacından saptıran, demokrasiyi yok eden, ülkeyi- ulusu iç ve dış sömürüye bağımlı kılan, etnik- dini kamplara ayıran politikalar ve politikacılar olduğunu görürse, önümüzdeki genel seçimde vereceği oy ile yeniden demokrasiyi gerçekleştirecek bir ulusal yönetimin kurulması olanaklıdır. Bunun başarılmasını dileyelim”
 
Bugün tartışılan gündemin, sorunların temelinde cumhuriyetimizin kuruluş felsefesinin, Devrimin İlkelerinin, Atatürk’ten sonraki süreçte vurdumduymaz bir savurganlıkla harcanması, tüketilmesi yatıyor.
 
Oysa hiç unutmamamız gereken şey Atatürkçü düşüncenin öz’ünün tam bağımsızlık olduğudur.
 
Atatürkçü düşüncenin temelinde anti-emperyalizm ve çağdaşlaşma yatar. Çağdaşlaşma, gelişmişlik amaçtır. Ama bu amaca ulaşmak için iç ve dış her türlü sömürüye karşı durmak, ulusun, ülkenin menfaatleri gözetilerek, bağımlı olmadan, ulusal politikalar üretmek gerekir.
 
İlk 15 yılda bu temel ilkeler kararlılıkla uygulandı. Devlet uluslararası camiada saygın bir yere geldi.
 
Devrimin ilkeleri nelerdi? Atatürk, Cumhuriyetin temelini ulus egemenliğine dayandırırken, demokrasiyi amaçlıyordu. O dönemde demokrasinin altyapısı oluşturuldu. İkinci Dünya Savaşı sonrasında çok partili siyasi hayata sancısız geçebildiysek bu altyapı ile oldu.
 
Demokrasinin tüm kuralları ile işlemesi ise ancak çağdaş, laik bir toplum düzeninde olanaklıdır. Çünkü demokrasinin temeli (birey) dir. Birey; aklı, bilimi esas alan laik eğitimle yetişir. Laiklik, çağdaş toplum düzeninin yapı taşıdır. Laik eğitime, laik hukuka geçiş bu nedenle, çağdaş toplumu belirleyici devrim taşlarıdır.
 
Demokrasilerde, egemenliğin kaynağı halktır. Herkes kanun önünde eşittir. Hiç kimseye, guruba… ayrıcalık tanınmaz. Halkçılık dayanışmacılıktır. Bugünün Sosyal Devlet anlayışıdır. Kapitalizmi de, Sosyalizmi de bağımlılık anlamında reddeden Cumhuriyet kadroları halkçılık, devletçilik anlayışı ile ekonomik, toplumsal politikalar üretmişlerdir.
 
Ulusal sınırlar içinde etnik ayrımcılığa değil, aynı ortak ülkü’ye, kardeşçe yaşamaya dayalı birleştirici bir ulus bilinci ile geleceğin Türkiye’sini yaratmayı amaçlamışlardı.
 
Devrimin ilkelerinden ödün vermeden; geri dönüşü engellemek ve zamanın gereklerine, çağdaş gelişmelere uyum sağlamak için Devrimcilik ilkesi benimsendi.
 
Ne varki bugünlere gelmemiz, Atatürkçü düşüncenin yozlaştırılması sonucudur. Bağımsızlık ana ekseninden kayış, ulusalcı olmayan, bağımlı iç ve dış politikalar bugünleri hazırlamıştır.
 
İşin acı yanı, bu yeniden sömürge oluş süreci bizlere ileri demokrasi olarak sunulmakta, toplum etnik, dini temelde ayrıştırılarak ulus bilinci kaybettirilerek ülkenin, ulusun bölünmesi gündeme getirilebilmektedir.
 
Ulusal devletin yıkım süreci tamamlanmıştır. Devlet küçülmüş, yatırım yapmayan, üretmeyen, istihdam yaratmayan, aksine özelleştirmelerle ulusal varlıklarımızın talanına neden olan bir (görev)i üstlenmiştir. Kamu hizmeti özel sektöre devredilmiş, onun insafına bırakılmıştır.
 
Büyük sermaye korunurken, işçisi, memuru, emeklisi, esnafı, köylüsü yoksulluğa, işsizliğe terk edilmiş, sosyal güvencesiz bırakılmıştır. Gençlerin gelecek ümidi yoktur. Ama yine fakir halkın çoğunluğu, yaşadığı çaresizliğin sebebinin ülkeyi yeniden iç ve dış sömürüye bağımlı kılan politikalar ve politikacılar olduğunu görmekten uzaktır.
 
Çünkü yeni sömürü düzeni, halkın gerçeği görmesini de engellemekte, demokrasinin kurallarını işletmemektedir. Oysa siyasi partiler, adil seçim sistemi, özgür basın, sivil toplum kuruluşları/demokratik kitle örgütleri ve bağımsız yargı demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Ulus iradesinin meclise yansımasını önlemek ve 1982 darbe yönetimince uygun (!) görülen bir siyasi partinin iktidarını gerçekleştirmek için getirilmiş seçim sistemi (1983) hala ve özellikle korunmakta ve bu sistemin sonucu olan iktidar; tek başına hazırlayıp halkoyuna sunduğu Anayasa değişikliği ile; 1982 Anayasası ile zaten sınırlandırılmış olan yargı bağımsızlığını tamamen yok etmiş, yargıyı siyasetin emrine sokmuştur.
 
Bugün Türkiye’de ne adil bir seçim sistemi, ne bağımsız bir yargı olmadığı gibi, demokrasinin diğer yapı taşları da yoktur. Ya susturulmuşlardır, ya da bölünmüş, yandaş yaratılmıştır. Halk suni gündemlerle avutulmakta ve bu bilgi kirliliği içinde, kendisini aç, yoksul, işsiz bırakanlara verdikleri sadakalar karşılığında oy vermektedir.
 
Kurtuluş, yeniden tam bağımsızlıkçı ulusal bir yönetimdedir.
 
Kişi hak ve özgürlüklerine saygının esas olduğu, yargının bağımsız, hukukun üstülüğünün, adalete güvenin tam olduğu refahın eşit paylaşıldığı, sosyal devlet anlayışının asıl olduğu bir ulusal yönetim çözümdür.
 
Halkımız, yoksulluğunun, işsizliğinin sebebinin; Atatürk devrim ve ilkelerini yozlaştıran, amacından saptıran, demokrasiyi yok eden, ülkeyi- ulusu iç ve dış sömürüye bağımlı kılan, etnik- dini kamplara ayıran politikalar ve iktidar olduğunu görürse, önümüzdeki genel seçimde vereceği oy ile yeniden demokrasiyi gerçekleştirecek bir ULUSAL yönetimin kurulması olanaklıdır.
 
Bunun başarılmasını diliyorum.
 
                                                                                           Tansel ÇÖLAŞAN
                                                                        Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı
KAMUOYUNA 06.06.2011
12 Haziran 2011 Pazar Günü, hemen herkesçe ülkemiz için “önemli bir dönüm noktası” niteliği taşıdığına inanılan bir seçime gidiyoruz.
Böylesine önemli sayılan bir seçim sürecinde işbirlikçi olmayan her kişi, kurum ve kuruluş, ülkemizin temel sorunlarını ve çözümlerini tartışıyor ve ona göre de oy verme eğilimlerinin oluşturulmasını bekliyor.
 
Oysa, çoğu 60 yılı aşan emperyalizm işbirlikçisi yönetim geleneğine bağlı olan ve bugünde o anlayışı sürdüren siyasal partiler, ne ülkemizin, ne de halkımızın temel ve öncelikli sorunlarını tartışmak ve gerçekçi çözümler önermekten kaçındıklarını görüyoruz.
 
Sanki, bu ülkenin bağımsızlık, ulusal üretim, istihdam, dağıtım, paylaşım sorunları yokmuş; adil, eşit ve demokratik  temsile dayalı seçim sorunu yokmuş;  yargı bağımsızlığı, özerk üniversite, özgür basın-yayın sorunları yokmuş; 700 milyar dolara yaklaşan borcu, yüzde 14’lerde süren işsizliği, eğitim ve sağlık hizmetlerine ulaşamayan yoksulluk ve açlık sınırının altındaki toplumsal kesimleri yokmuş; yıllardır emperyalizmin tetikçisi bir terör örgütünün saldırılarıyla ulusal birlik ve yurt bütünlüğü tehlikeye düşürülmemiş…gibi.
 
Neleri tartışıyorlar?
 
·         Emperyalizmin dayattığı bir faşist diktatörlük anayasasının nasıl yapılacağını,
 
·         Ulus devletimizi, laik, demokratik, sosyal hukuk devleti niteliklerini taşıyan cumhuriyetimizi nasıl çökerteceklerini,
·         Ulusal birliğin temel aracı Türkçemizi tek resmi dil olmaktan nasıl çıkaracaklarını,
·         Yurt bütünlüğümüzü ve ulusal birliğimizi, sözde özerklik vb. adlar altında, hangi etnik, dinsel, mezhepsel topluluklara nasıl bölebileceklerini,
·         Yurdumuzun tüm doğal alanlarını, yer altı ve yerüstü kaynaklarını işbirlikçi, tekelci ve çok uluslu sermayeye nasıl sunabileceklerini,
·         Küreselci-özelleştirmeci-serbest piyasacı soygunlarla açlık ve yoksulluğa sürükledikleri halka ne tür sadakalar verebileceklerini,
·         Hangi yolsuzluk ve vurgunun hangi belgeyle, nasıl yapıldığını,
·         Siyasilerin kimlerle nasıl cinsel fanteziler yaşadıklarını,
·         Emperyalist ülkeler medyasının siyasal yaşamımıza ilişkin hangi yana, neden omuz verdiklerini,
·         Ve daha bilmediğimiz neleri de verebileceklerini…
 
Üstelik bunları yaparken, başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Ulusal Kurtuluş Savaşımıza, Cumhuriyetimizin kuruluşuna ve Devrimlere öncülük eden ne kadar ulusal kahramanımız varsa, her gün Onlara aşağılık karalama ve saldırılarda bulunmaktan da geri kalmıyorlar.
 
Neredeyse, “Ulusal Kurtuluş Savaşı hiç olmasaydı, Cumhuriyet hiç kurulmasaydı, keşke Sevr Anlaşması yaşama geçseydi.” demek isteniyor...
 
Öte yandan, sözde “sivil toplum örgütü” örtüsüne bürünmüş,  ya ABD ya da AB emperyalizminin işbirlikçisi birçok kuruluş, sahiplerini aratmayan bir kafa karıştırıcılığı yapmakta.
 
Türkiye’nin, sendikası, odası, derneği ve üst birlikleriyle, emek ve üretim güçlerini kapsayan bazı demokratik kitle örgütlerinin yönetimleri ise, üyelerini doğrudan etkileyen gerçek sorunlara çözüm istiyormuş gibi görünerek, “açılımcı” işbirlikçilik tuzaklarına düşmekteler.
 
Tam bağımsızlık, cumhuriyet değerlerine bağlılık, emek özgürlüğü, toplumsal eşitlik, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı, akılcı ve bilimsel eğitim, kamusal sağlık hizmeti… gibi
halkçı-toplumcu çözüm önerileri sunan, ancak işbirlikçi iletişim kuşatmasını aşamayan yurtsever-cumhuriyetçi kesim ve örgütler ellerinden geleni yapsalar da, etkili olamıyorlar.
 
Biz Atatürkçü Düşünce Derneği olarak inanıyoruz ki; çocuklarına, gençlerine, kadınlarına ve elbette kendilerine, eşitlik, özgürlük ve adalet içinde yaşanan bir toplumsal yaşam isteyen her yurttaş, ülkemizi bu koşullara sürükleyen işbirlikçi yönetim geleneğine son vermek istemektedir.
 
Öyle ise, gerçekten cumhuriyetimiz için bir “dönüm noktası” olacağı anlaşılan bu seçimlere katılıp oy vermek, her yurtsever yurttaşımız için ulusal kurtuluşa katılmak kadar kutsallaşmıştır.
 
Oy verirken, bağımsızlık ve toplumsal eşitlik gereksinimimize kulak vereceği anlaşılan, ulus devletimize ve cumhuriyetimizin temel niteliklerine bağlılığından kuşku duymadığımız, gücü ve olanaklarıyla bu hedefi gerçekleştirmeye en elverişli görünen seçeneği yeğlemek, verilen oyları sandıkta ve sonrasında korumada sorumluluk almak da bilinçli yurttaş olmanın göstergesi olmuştur.
 
Kamuoyumuza saygıyla duyururuz.
 
                                                                                    Atatürkçü Düşünce Derneği
                                                                                        Genel Yönetim Kurulu 
GEÇMİŞ OLSUN
Kıbrıs Türklerinin bağımsızlık mücadelesinin unutulmaz lideri Dr. Fazıl Küçük’ün açtığı bağımsızlık bayrağını yaşamı boyunca hep dik tutarak, Kıbrıs Türklerinin bağımsızlığı ve barış içinde yaşaması adına yılmadan mücadele eden, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurucu Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş’ın rahatsızlığını üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.
Türk Doktorlarının kendisini tekrar sağlığına kavuşturacağına ve Sayın Denktaş’ın en kısa sürede iyileşerek haklı mücadelesine devam edeceğine eminiz.
İnanıyoruz ki, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin gönençli günlerini göreceği yakın zamanda  Sayın Denktaş halkıyla yine omuz omuza olacaktır.
Kendilerine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor; acil şifalar diliyoruz. 
 
                                                                                                ADD Genel Merkezi     
27 MAYIS DEVRİMDİR.

Sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı vererek kurulmuş bir cumhuriyet, devrimlerle uluslaşma yolunda dev adımlarla ilerlemektedir.

Tarımda, sanayide, eğitimde, sağlıkta, kültür ve sanatta girişilen atılımlarla hem hızla kalkınmakta, hem de kendi gereksinimlerini kendisi üreterek bağımsızlığının güvencelerini yaratmaktadır. Kendi öz dilini kullanarak anlaşma, inancını anlama ve yaşama yoluna girmektedir.

Komşularıyla yaptığı uzlaşmalarla barış ve güvenlik içindedir. Dünya uluslar topluluğunun başı dik, onurlu bir üyesi olarak dünya barışının korunması için uluslar arası kuruluşların oluşumuna ya öncülük etmekte ya da önemli katkılarda bulunmaktadır.

Anadolu bozkırları canlanmakta, fabrikalarında uygarlık bacaları yükselmektedir.

Baştanbaşa demirağlarla donatılmakta, kıyılarında, limanlarında kendi bayrağı dalgalanmaktadır.

Tiyatrolarında Muhsin Ertuğrulların oyunları izlenmekte, operalarında Ahmet Adnan Saygunların çağdaş sesleri yükselmektedir.

Ulus öncülerinin çağdaş uygarlığı aşma koşusu dünyayı hayran bırakan bir hızla sürmektedir. Hatta sık sık “Durmayalım düşeriz” demektedirler.

İşte tam bu sıralarda, sözde “uygarlığın beşiği” Avrupa’da faşizmin karanlığı yaşanmaktadır. Ortaçağdan beter. İnsanlar fırınlanmakta. Kafatasları ölçülmektedir.

Faşizmin karanlığından kaçabilenler genç Türkiye Cumhuriyetinin sıcacık sinesine sığınmaktadır.

Emperyalizmin dünyayı kan gölüne çevirme hırsı yeniden depreşmiştir.

Hesap, yeniden paylaşmaktır dünyayı. Yeniden sömürgeleştirmek ülkeleri. Yeniden köleleştirmek insanları…

Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti “Yurtta barış, dünyada barış” demektedir. Bu kanlı boğuşmaya sürüklenmek istense de, sağından solundan çekilse de “Hayır” demek için mücadele vermektedir. Kendi yurdu bir daha çiğnenmesin, ulusunun burnu kanamasın istemektedir.

Barış içinde kalmak için güçlü savunma gerektir. Henüz yoksulluğunu aşamamış Anadolu halkı için büyük yük olur savunma hazırlıkları.

2. Dünya Savaşı yaşanırken Türk Halkı da bunalmaktadır.

İşte bu koşullarda yaşanan savaşın halkta yarattığı bunaltıları fırsat bilen ağa, eşraf, bezirgan, eski mandacı yeni işbirlikçi kesimler, başından beri içlerine sindiremedikleri cumhuriyetin halkçı devrimci kurumlarına karşı başlarını yeniden kaldırmaya girişmişlerdir.

Sömürgenin yarattığı uluslararası gerginlikleri de kullanarak, yeniden Batı sömürgesinin kucağına doğru sürüklemişlerdir Türkiye’yi.

Sömürgenin yeni öncüsü ABD, bu koşullardan da yararlanıp ürettiği “komünizm korkusu” yaymış,  işbirliğine hazır ağa, bezirgan, tefeci-tüccarları da arkasına alarak,  “sözde çok partili demokrasi”ye zorlamıştır Türkiye’yi.

Ama ne demokrasidir ki bu; “İkili anlaşmalar, Kore Savaşı, üsler, NATO…” verilmiş, bağımsızlığımız, Köy Enstitülerimiz, Türkçe İbadetimiz, sanayileşmemiz elimizden alınmıştır.

Artık süt tozumuz,  Vita yağımız, “Gıslavet” lastiklerimiz, Amerikan bezimiz,Vatan Cephemiz, sansürümüz, tahkikat Komisyonumuz, Meclise sokmama cezalarımız, siyasal saldırılarımız, yol kesmelerimiz, tarikatlarımız, şeyhlerimiz  vardır…

Ve bir de şehit Turan Emeksizimiz…

Kısacası nur topu gibi çoğunluk diktatörlüğümüz…

Tıpkı bugünkü gibi…

Üniversite gençliğimizin, muhalefet partilerimizin uyarılarına kulak verilmemektedir.

Demokratik uyarı kanalları kesiktir.

İşte bu koşullarda gerçekleşmiştir 27 Mayıs Devrimi…

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en demokratik ve özgürlükçü Anayasasını sunmuştur.

Yargıyı bağımsızlık ve tarafsızlık güvencesine kavuşturmuştur.

Üniversitelere gerçek bir özerklik sağlamıştır.

Bağımsızlığın temelini oluşturan ekonomik kalkınmayı yaratacak planlamayı anayasal kuruma dönüştürmüştür.

Cumhuriyetin halkçı hedeflerine ulaştıracak sosyal devleti oluşturmuştur.

Emekçilerin örgütlenme ve hak arama özgürlüklerini güvenceye bağlamıştır.

Eğitimi ve toplum sağlığını kamu görevine dönüştürmüştür.

Cumhuriyeti, insan hak ve özgürlüklerine dayandırmıştır.

Bu nedenlerle devrimdir.

Yaşasın 27 Mayıs Devrimi ve Devrimcileri

                                                                                   Atatürkçü Düşünce Derneği

                                                                                                 Genel Merkezi

 

BASIN AÇIKLAMASI  27.05.2011
“ANADOLUYU VERMEYECEĞİZ TOPLULUĞU” NUN YANINDAYDIK

27.05.2011 Cuma günü; Genel Sekreter Yrd. Reşat Demirci, GYK Üyesi Elif Çuhadar, Çankaya, Ümitköy Çayyolu, Gölbaşı Şube Başkanlarımız, Gençlik Kolları temsilcileri ve üyelerimizle,  Büyük Anadolu Yürüyüşü yaparak Gölbaşına kadar gelen ve burada durdurulan “Anadolu’yu Vermeyeceğiz Topluluğu” yerinde ziyaret edilerek bir basın açıklaması yapılmıştır.

Anadolu’nun çeşitli noktalarından yürüyerek Ankara’ya gelen, günlerdir Gölbaşı ilçe sınırında bekletilen yurtseverlerin sağlık durumlarının ve morallerinin iyi olduğu görülmüş, kamuoyu desteğinin arttırılması istekleri sürmektedir.

Bu nedenle, “BİZ ANKARA’YA GİDEMİYORSAK ANKARA BİZE GELMELİ” diyerek tüm yurtseverleri özellikle bu hafta sonu yapılacak etkinliğe bekliyorlar.

Yurdunu Satana;  “Buyrun!”

 Yurdunu Sevene;  “Durun!”

Yönetenlerce “ileri demokrasi” sözünün sıkça yinelendiği bugünlerde, yurdun dört bir yanından Ankara’ya yürüyen kendilerini, “Anadolu’yu Vermeyiz Topluluğu” adıyla anan, çevre duyarlısı yurttaşlarımız Başkente giremiyorlar !

 Siyasi görüşleri farklılık gösterse de, en temel insan haklarından biri olan “temiz ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı”nı savunma amacıyla buluşan yurttaşlarımız, birkaç koldan yurdu baştanbaşa yürüyerek geçip yurttaşlarını uyandırmak için Başkent Ankara’ya varmak, oradan topluca Hükümete ve kamuoyuna isteklerini duyurmak istiyorlar. Ama  -Ankara’nın kapısında-   temel ihtiyaçlarını dahi edinemez durumda tutuluyorlar.

 

Soruyoruz: İleri demokrasi dediğiniz şey demokratik hak ve özgürlüklerin kısıtlanması mıdır?

 

Soruyoruz: Hangi gerekçelerle yurttaşlarımızın başkentlerine girmeleri engellenmektedir?

 

Ulusumuza bir anımsatmada bulunuyoruz. Bu bir Türkiye fotoğrafıdır.

 

Bir yanda Kandil dağından elini kolunu sallayarak Türkiye’ye giren ve çiçeklerle karşılanan teröristlere düzenlenen “toplu karşılama-çadırlı yargılama şöleni”, bir yanda toprağının, suyunun, yabancılara peşkeş çekilmemesi için yürüyüp haykıran yurttaşlara Başkent Kapısında kurulan “Barikat”…

 

Kim, kimin Hükümetidir…?

 

Ulusumuz bunu hak etmemektedir. Demokratik hakkını kullanan yurttaşlar:

 

Bu haklı mücadelenizde Atatürkçü Düşünce Derneği yanınızdadır.

 

                                                                                        Atatürkçü Düşünce Derneği

                                                                                                Genel Merkezi

                                                                                                     19 Mayıs 2011
BASIN AÇIKLAMASI
Mahmutlar Yeni Mahallede bulunan İlk Öğretim Okulunda ki eski Atatürk büstünün depo olarak kullanıldığı iddia edilen bodrum katındaki yerde atıl olarak bulunmasını basından üzülerek öğrenmiş bulunmaktayız. Konu hakkında adli ve idari soruşturma başlatıldığını öğrendik. Ancak konunun takipçisi olmaya devam edeceğimizi tüm halkımıza saygıyla duyuruyoruz. Ellerinde kullanılmayan ve depoda bekletilen Atatürk büstü bulunan kamu kuruluşlarından bu büstleri ADD aracılığıyla ihtiyacı olan yerlere verebileceğimizi saygıyla duyururuz.


Atatürkçü Düşünce Derneği
     Yönetim Kurulu Adına
         Nurittin Karacalı   
 
                                                                                                     18.05.2011
 
BASIN AÇIKLAMASI
          19 Mayıs 1919 Kuruluşun ve kurtuluşun başladığı gündür. Emperyalizme karşı verilen savaş sonunda kurulan Türkiye Cumhuriyeti çağdaşlaşmayı ve aydınlanmayı  hedef alıp peş peşe devrimler yapmış, modern bir devletin yolunu açmıştır.
          
19 Mayıs 1919’da Samsun’a gelen Mustafa Kemal, Osmanlı Devleti’nin yıkıntıları arasında, Anadolu’yu ve Türk Ulusunu kurtarmak için Bağımsızlık ve Özgürlük savaşımını başlatacaktır. Yok edilmek istenen bir halkın, teslim olmuş bir devletin yerine, yeni bir ulus ve egemen bir devlet kuracaktır. Ancak genel durum ve koşullar hiç de uygun değildir. Ülkede yokluklar, yoksunluklar ve hastalıklar kol gezmektedir. Ayrıca işbirlikçi hainler, mandacılar, bir başka devletin koruyuculuğuna sığınmak isteyenler de ortalıkta dolaşmaktadır.
 
Türk tarihinin önemli olaylarından biri Atatürk’ün Samsun’a ayak basışıdır. Türk milleti 1. Dünya savaşı sonrası kötüleşen koşullar içinde kurtuluş çareleri ararken büyük bir lider Mustafa Kemal Atatürk ortaya çıktı ve Samsun’a ayak basarak kurtuluş yolunu açtı. Dolayısıyla Atatürk’ün 16-19 Mayıs 1919’da İstanbul’dan başlayan yolculuğu bir kurtuluş dönemini simgeler. Samsun’a ayak basışının taşıdığı önem Atatürk’ün Büyük Nutku’nu 19 Mayıs 1919 Samsun’a çıkışıyla başlatmasından anlaşılmaktadır.
 
Tüm güçlüklere karşın, “Gerçek kurtuluşu isteyenlerin parolası”olan “YA BAĞIMSIZLIK, YA ÖLÜM!” diyerek çıkılan yolda, yurt içinde direniş örgütleri ve daha sonra düzenli ordu kurularak, kongreler aşamasından geçilerek, içteki ayaklanmalar bastırılarak, ateş ve ihanet çemberinden geçilerek bağımsızlık yoluna devam edilir.
 
Atatürk önderliğinde, Türk Ulusunun Emperyalizme karşı verdiği uzun, zorlu destansı savaş ve kazanılan utku sonucunda bağımsızlık ve özgürlük elde edilecek, tüm dünyaya örnek olacak çağdaş Türkiye Cumhuriyeti kurulacaktır.
 
Atatürk’ün Samsun’a ayak bastığı tarih olan 19 Mayıs aynı zamanda ‘’ATATÜRK’ü ANMA ,Gençlik ve Spor Bayramı’’ olarak kutlanmaktadır. Atatürk milli mücadele sıralarında Türk Milletini ileriye götürecek olanların ve köhnemiş fikirlere karşı gelecek olanların genç fikirler olduğunu görmüştü.
 
19 Mayıs 1919’un 92. yıldönümünde; bayramımızı bir kez daha içtenlikle kutluyor; Atatürk’ü, silah ve dava arkadaşlarını, gazilerimizi ve şehitlerimizi şükran, minnet ve rahmetle anıyoruz.
 
Alanya Atatürkçü Düşünce Derneği
Yönetim Kurulu Adına
     Nurittin Karacalı
 
MAKALE
PKK’YI    TEPELEMEK İÇİN
SÖMÜRGECİ ABD/AB’NİN MAŞASI OLDUĞU
TÜRK ULUSUNA AÇIKLANMALIDIR!
 
 
                                            Prof. Dr. Özer OZANKAYA
I.       ULUSA GERÇEKLERİ BİLDİRMEK,  SİYASET, YAYIN VE   BİLİM İNSANLARININ ÖDEVİDİR
 
 
Bir toplumun sağlıklı  varlığı için o toplumda  başta  devlet olmak üzere tüm temel kurumlara yön veren   düşüncelerin   akla, mantığa, bilime uygun düşünceler olması gerekir.
 
Bir toplumun hastalığı da, bu kurumlara yön veren düşünce güçlerinin  bulunmayışı ya da   akıl-   mantık- ve bilim-dışı   olması durumudur.
 
PKK   terör örgütünün tüm cinayet ve propagandaları,   gerçekte Siyaset-Batısı’nın, Atatürk  Türkiyesi’nin   ulus, ülke ve hukuk yapısına temel olan    dünyaya örnek düşüncelere yönelttiği    sömürgeci saldırılardır. Kırk yıldanberi    artan bir   gözüpeklikle sürdürülen bu saldırılar, Türk ulusunun eğitimsiz bırakılan kesimleri ile yeni yetişen kuşaklarının Türkiye Cumhuriyeti’nin tam anlamıyla demokratik nitelikteki ulus, yurt ve hukuk düzeni kavramlarını  öğrenmesi engellenerek  ve onların yerine bir yandan her türlü yalan ve kara-çalmaların, bir yandan da    tarikat, cemaat, mahalle baskısı gibi    akıl-, mantık- ve bilim-dışı, demokrasi dışı   düşüncelerin  propagandası yaptırılarak sürdürülmektedir.
 
PKK saldırılarına ortam hazırlayan   ABD/AB güdümlü  bu  bilinç karartmaları ve kavram saptırmaları, başlıca iki  yolla yürütülegelmektedir:
 
1)     Atatürk’ün SÖYLEV’inin sonunda betimlediği üzere, “Kişisel çıkarlarını saldırgan düşmanların siyasal amaçlarıyla birleştiren, aymaz, sapkın ve hatta hain” politikacılar;
 
2)     Yine Atatürk’ün YURTTAŞ İÇİN MEDENİ BİLGİLER adlı kitabında belirttiği üzere, “aşağılık insanların parayla yayın yaptırmasına araç olan ve yabancı devletlerin örtülü ödenekleriyle uluslar arası  para dünyasının güdümüne giren” basın ve yayın organları, onların kiralanmış yayın yöneticileri, başyazar ve köşe yazarları, TV-Radyo programcı ve sunucuları.
 
İşte Türk ulusunun düşünce ortamının   sömürgeci güdümüne sokulduğu şu dönemde, ulusal birliğimizi ve dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkma amaçlı PKK terör örgütünün, her köken, inanç, sınıf ve cinsten  ulustaşların tümü için,   iç savaş, tutsaklık ve  onursuzluk yıkımından başka hiç bir şey sağlamayacağı, tüm namuslu  siyasetçiler, bilim, düşün, sanat insanları,   meslek    örgüt  yöneticileri ve   üyelerince, sarsılmaz bir kararlılıkla dile getirilmelidir.
 
1 Mayıs günü İstanbul’un Taksim Meydanı’ında aşağılık terör maşalarının, kendi ana-babaları, nine ve dedeleri de içinde olmak üzere  tüm Türk ulusunu tutsaklıktan  kurtaran, tüm İslam dünyası için de  kurtuluş  yolunu gösteren,   uygar insanlığın övüncü Atatürk’ün anıtına yaptığı alçak saldırılar karşısında iktidarı ve muhalefeti ile politikacıların, üniversitelerin, basın ve yayın insanlarının, meslek derneklerinin…  sessiz kalmaları, son derece utanç verici, ulus için de yürek dağlayıcı, çok büyük  yıkımlara  yol açabilecek   bir tutum ve davranış olmuştur.
 
Bu açıdan, Kurtuluş Savaşında yurdumuzun uğradığı işgallerin Anadolu’ya geçen Mustafa Kemal ve arkadaşlarınca ve onların kurduğu Anadolu Ajansı’nın namuslu yayınlarıyla tüm ulusumuza zamanında bildirilerek başkaldırmaya çağrılması ne denli kurtarıcı olduysa, bugün de yılma-yorulma bilmeyen aynı kararlılıkla;  ulusu aldatmaya kurgulanmış işbirlikçi politikacıların yalancı basın ve yayın araçlarının da balonları söndürülerek yenilgiye uğratılması, bir namus ve yurt ödevi olmuş bulunuyor.
 
Bu ödevin ışığında, Diyarbakır kökenli bir toplumbilimci olarak etnik bölücülüğün nasıl bir bilimsel yanlış olduğunu  aşağıdaki paragraflarda sergilemek istiyorum:
 
II.      BİR TOPLUMBİLİMSEL YASA: BÖLÜCÜLÜK YENİLMEYE YAZGILIDIR!
Türk ulusunu bölmeye çalışan, onu binlerce  yıllık yurdundan yoksun kılmak isteyen  sömürgeci ABD ve AB hükümetleri ile onların işbirlikçisi günümüz  Vahdettinleri, Said-i Kürdileri,   Ali Kemalleri, PKK elebaşları ... bilsinler ki, Büyük Orta Doğu Projesi dedikleri aşağılık  kötücül çabalar demeti, ne denli kan, zaman ve kaynak yitirtici olursa olsun,  dün olduğu gibi boşunadır,   yarın da boşuna olacaktır.
 
Çünkü toplumbilime aykırıdır.
 
Toplumbilim diyor ki:
 
“Bir toplum, aynı zamanda bir ideal yaratmadan kendini ne yaratabilir, ne de yeniden yaratabilir! Ve   bu   ideal yaratma işi,   sonradan  yapılma bir iş değildir; toplumun kendi kendisini yaratması ve düzenli aralıklarla yeniden yaratması işidir. İdeal toplum, gerçek toplumun dışında değildir; onun bir parçasıdır.”
Türk toplumu, Osmanlı  dağılırken, bin yıllık dinamiği ile Mustafa Kemal ve arkadaşlarının bayraklaştırdıkları DEMOKRATİK TÜRK ULUSLUĞU ve ULUSAL EGEMENLİK ideali temelinde  kendi kendisini yeniden yarattı.
 
Ve tüm üyelerinin içtenlikle “NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!”  demesini sağladı.
 
Sömürgeciler ve maşaları, bu yüce ulusluk bütünlüğünden ayırmak istedikleri   hangi can parçasına, hangi ideali verebilirler ki onları ayrı   bir toplum olarak yaratabilsinler?
 
Onların et ve tırnak olmuş bir bölüm  ögelerimize  ‘ideal’ (?) diye önerdiği   şey, gerçekte ABD ve  AB’ye  sömürge olmaktır!
 
Bu, hangi ‘insan’ kitlesini ‘toplum’a  dönüştürecek bir ideal olabilir ki, onuru çok yüksek Türk ulusunun herhangi bir kesimini ondan koparabilsin?!
 
Irak’ın kuzeyi bunun taze bir örneğidir: Barzani, Talabani ABD/AB güdümünden başka neye hizmet etmiştir ve Irak’taki Amerikan/İngiliz işgali,  1.5 milyon Iraklının ölümüne neden olur, milyonlarca insanın onurunu   çiğner,  tüm ülkeyi yağmalayıp yakıp yıkarken,   bu ülkenin kuzeyinde Kürt kökenli Iraklılar    için özgürlük, bağımsızlık, onur mu sağlamıştır?
 
Atatürk’ün uyarısına kulak verelim:
 
“Hangi bağımsızlık vardır ki yabancıların yardımı  ve öğütleriyle kurulmuş olsun? Tarih böyle bir şey  kaydetmiyor efendiler!”
 
ABD ve AB hükümetleri, yaptıkları kötülüklerle, şu dünyanın  her yerinde onuru, özgürlüğü, bağımsızlığı, erdemi, ilerleme ve gelişmeyi engellemektedirler.
 
Bu nitelikleriyle  tüm insanlığın başındaki en büyük beladırlar!
 
Atatürk onlara, derin bir toplumbilimsel kavrayışla “siyaset Batısı” adını vermiş ve “uygarlık Batısı”ndan ayırdetmişti. Bize saldıranın, Avrupa ve Amerika’nın bilim, sanat ve teknoloji sahibi uygar halkları değil, bunların engelleyemediği tekelci sermayedarlarının güdümündeki askeri ve siyasi gücü temsil eden   “siyaset  Batısı” olduğunu belirtmişti.
 
Temel önemdeki bu saptamayı, gerçek toplumbilim yapabilir ve ulusun bilgisine sunabilir! Gerçek toplumbilimin engellenmesi biçimini alan mikro-toplumbilimin  “cemaat”, “tarikat”, “mahalle baskısı”, .. gibi akıl, mantık ve bilim dışı boş-kavramları ise, bu temel gerçeği bilinçlerden kaçırmak içindir. Türk ulusuna  hizmet etmek isteyen siyasetçiler, toplumbilim danışmanlarını mikro-toplumbilimcilerden değil, bilimsel yöntemin gereklerine saygılı gerçek toplumbilimcilerden seçmelidirler.
 
Türk bilgeliği, “Zulmü artanın sonu  yaklaşır.” der. 
 
Siyaset Batı’sı da, zulmünün artması ölçüsünde kendi sonunu yakınlaştırmaktadır.
 
Bu da bir toplumbilimsel yasadır ve PKK terörü biçimindeki sömürgeci saldırısının neden yenilgiye yazgılı olduğunun açıklamasını içermektedir. 
 
KAMUOYUNA   - 14.05.2011
  
14 MAYIS KARŞI DEVRİMİN SİYASET KAPISININ AÇILDIĞI GÜNDÜR
 
14 Mayıs 1950 günü yapılan seçimlerle Demokrat Parti iktidara gelmiş ve karşı devrim güçleri kazanmıştır.
Bu tarihe gelen süreçte, Büyük Atatürk Cumhuriyeti kurduğu günden başlayarak, egemenliği Tanrı adına kullanan Osmanlı sülalesinden alıp millete vermek için uğraşmıştır. Padişahın kulu olan insanı, 'fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür ' yurttaş yapmaya çalışmıştır.
Yaptığı devrimlerin tek bir amacı vardır. Bağımsız, çağdaş bir Türkiye yaratmak. Gerçek bir demokrasiyi kurmak için yollardaki engelleri aşmak, taşları temizlemek gerekiyordu. İnsanı tutsak eden bağlardan kurtulmanın yolu laik bir toplum yaratmaktan geçiyordu. Akıl ve bilim yol gösterici olmalıydı. Bilim ve sanat, çağdaş olmanın olmazsa olmazıydı. Öylede oldu.
 
Emperyalizme karşı ilk bağımsızlık savaşını kazanmış, milletler ailesinin onurlu başı dik bir üyesi olmuştuk. Planlı ekonomiyle mucizeler yarattık.
 
Çok partili yaşama geçmek özlediğimiz bir şeydi. Ancak iki kez denemiş, aydınlanma devrimi tamamlanmadığı için başarı gösterememiştik. Atatürk'ün ölümünden sonra yavaş yavaş bağımsızlık ilkesinden vazgeçtik. Gerçi 2. Dünya Savaşına girmemiştik. Bu büyük bir başarıydı. Ancak savaş yılları bizi çok etkilemiş, Atatürk çizgisinden sapmalara götürmüştü.
1945'te toprak reformu, arkasından ormanların devletleştirme yasaları çıktı. Toprak ağaları ve yeni harp zenginleri bu uygulamaya karşı çıktılar.
 
Savaş sonrası dünya iki kutba ayrıldı. Bir tarafta Amerika Birleşik Devletlerinin başını çektiği emperyalistler, diğer tarafta Sovyetler Birliği. Emperyalist dünya Türkiye'nin kendi safında yer alması için baskı yapıyordu. Toprak ağaları ve savaş zenginleride bu safta olmamızı istiyordu.
 
Türkiye batı ittifakı içinde yer aldı. 7 Ocak 1946'da Demokrat Parti kuruldu. Başka birçok Sosyalist Partide kurulmuştu ama bunlar hemen kapatıldı. Solcu, Tan gazetesi, Yenidünya ve Görüşler dergileri gençler tarafından basıldı, matbaa yerle bir edildi.
 
Amerika Birleşik Devletleri bir kurtarıcı! olarak ülkemize girdi. Çok partili yaşama geçmemizle birlikte açılan kapıdan emperyalizm içeri girdi. Mustafa Kemal döneminde yer altına giren irtica siyaset sahnesine çıktı.
 
14 Mayıs 1950'de yapılan seçimlerle Demokrat Parti iktidara geldi. Böylece 27 yıllık tek parti dönemi seçimle sona erdi. Demokrat Partinin ilk işlerinden biri Türkçe okunan ezanı Arapçaya çevirmek oldu. Yabancı sermayeyi teşvik kanunu çıkarıldı. Halk Evleri ve Köy Enstitüleri kapatıldı. Cumhuriyet Halk Partisinin mallarına ekondu. Yabancı petrol şirketlerine imtiyaz sağlayacak petrol yasası çıkarıldı. Kore'ye asker gönderildi. Türkiye NATO'ya girdi. Balkan paktı, Bağdat paktı imzalandı.
 
Ceza ve basın kanununda yapılan değişikliklerle baskılar artırıldı. Tek parti diktatörlüğüne doğru hızla gidiliyordu. Anayasaya aykırı olarak kurulan tahkikat komisyonu bardağı taşıran son damla oldu. 27 Mayıs Devrimi ile kaçınılmaz sona gelindi.
 
14 Mayıs'ı bir karşı devrim hareketi saymak haksızlık olur ancak Demokrat Parti karşı devrime kapıyı hep açık tutmuştur. Bağımsızlık politikasından vazgeçilmiş, Sovyet düşmanlığı politikanın ana malzemesi olmuştur. Gittikçe emperyalizmin batağına çekilen ülkemiz, iş birlikçi gerici güçlerin egemenliğine girmiştir.
 
Bugün içinde bulunduğumuz duruma 14 Mayıs 1950'de iktidara gelen Demokrat Parti ( D.P. ) iktidarı ile geldik. Bu çıkmazdan Atatürkçü düşünce sistemine dönerek, devrimlere sahip çıkarak kurtulabiliriz.
 
                                                                                          Atatürkçü Düşünce Derneği
                                                                                                 Genel Merkezi
 
DUYURU - 30.04.2011
ADD ŞUBE BAŞKANLIKLARINA ÖNEMLİ DUYURU
19 MAYIS SAMSUN BULUŞMASI GÖREVLENDİRMELERİ
ADD Samsun Şubesi programın yürütmesinden sorumludur.(6 Mayıs 2011 tarihine kadar kesin program Genel Merkeze ulaştırılacaktır.)
Zonguldak, Bolu, Karabük, Düzce, Kastamonu, Bartın, Sinop, Amasya, Tokat, Sivas, Çorum, Yozgat, Kütahya, Eskişehir, Ankara, Çankırı, Kırşehir, Kırıkkale, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize, Artvin, Gümüşhane, Bayburt illerini kapsayan Doğu Karadeniz, Batı Karadeniz, Doğu İç Anadolu, Batı İç Anadolu bölgelerinde örgütlü şubelerimiz kitlesel katılımla görevlidir.
 
Diğer bölgelerdeki şubelerimiz görevli olmamakla birlikte kitlesel katılım sağlayabilirler, kitlesel katılım sağlayamadıkları takdirde gençlik temsilcileriyle katılım sağlamalıdırlar.
 
Kitlesel katılımla görevli şubelerin ulaşım organizasyonundan, eşgüdüm şubesi olan yerlerde eşgüdüm şubesi,  eşgüdüm kurulları olan yerlerde eşgüdüm kurulları görevlidir.
 
Samsun’a ulaşımda aşağıdaki kurallar uygulanmalıdır.
 
1) Toplu taşıma araçları tercih edilmelidir.
2) Araç sorumlularında şoför dahil herkesin cep telefon numarası listesi olmalıdır, araç sorumlusunun cep telefon numarası da araçtaki kişilerde olmalıdır.
3) Araçlarda ön ve arka camda şubenin adının olduğu levha olmalıdır.
4)Katılımcıların hepsinde şube adının yazılı olduğu yaka kartı olmalıdır.
5)Her şube Samsun şubesinin görevlilerine, organizasyonda yardımcı olmak amacıyla bir tane temel örgütten ve gençlik kolları varsa bir tane de gençlerden olmak üzere 2 tane görevlinin adını ve cep telefonunu daha önceden Samsun şubesine bildirmelidir. Görevlilerin yaka kartında “ görevli” ibaresi belirtilmelidir.
6)Gençlerin bütün masrafları şubeler tarafından sağlanmalıdır.
7)Samsun şubesi şehir içi güzergahta ulaşımın güvenliği için yeterince eskort araç bulundurmalıdır.
8)Katılımcı şubeler 7 Mayıs’a kadar çalışmalarını tamamlamalı ve 15 Mayıs’a kadar katılımcı sayıları ile araç plakalarını Samsun Şubesine bildirmelidirler.
9)Şubeler Gençlik Yürüyüşünde açmak üzere şube flamalarını yanında getirmelidirler.
10)Çadır kampa katılacak şubeler, varsa kamp malzemelerini ve çadırlarını yanlarında getirmelidirler, (yoksa Samsun şubemiz tarafından sağlanacaktır.)
 
                                                                                             Tansel ÇÖLAŞAN
                                                                                               Genel Başkan
 
Samsun Şb Telefon ve Belgegeçer 0 362 420 01 88 
Şube Başkanı Birol Yelekin 0 542 372 99 16
KAMUOYUNA - 30.04.2011
1 MAYIS İŞÇİNİN, EMEKÇİNİN BAYRAMI
1 Mayıs işçilerin ve emekçilerin bayramını birlik ve dayanışma duygusuyla kutluyoruz.
İlk çağlardan beri işçiler köylüler yani tüm emeğiyle geçinenler hep ezilmişlerdir. Ezilenlerin her başkaldırısı, baskı ve şiddetle bastırılmıştır. Bilinen ilk köle isyanı Spartaküs’den bu yana çalışanlar hep baskı görmüşlerdir.
Günümüzde yaşama biçimi olarak seçtiğimiz demokratik yönetimin temeli olan “Atina demokrasisi” nde kölelerin oy hakkı yoktur. Tarih boyunca çalışıp üretenlere dünya hizmetlerinden yararlanmak yasaklanmıştır. Sesini çıkarmayan hakkını aramayan insanlara öldükten sonra cennet vaat edilmiştir. Kırbaçlar altında hanlar, saraylar yapmışlardır. O cepheden bu cepheye koşarak savaşlarda ölmüşlerdir. Bataklıklarda pirinç toplamışlardır. Sıtmadan veremden ölmüşlerdir.
Hertürlü baskı ve zulme karşın eşitlik ve özgürlük isteklerini diri tutmuşlardır.
1 Mayıs Eşitlik ve Özgürlük mücadelesinin simge günü oldu. 8 saatlik iş günü talebiyle yüzbinlerce işçi iş bıraktı. Marşlarla, şenliklerle kutladıkları bugün, her yıl tekrarlanarak bu günlere geldi.
Ülkemizde Cumhuriyetin kurulduğu günden başlayarak işçiler, köylüler, emekçiler ümmet kültüründen,  kulluktan çıkarak özgür vatandaş olmaya başlamışlardır. Gerek eğitimin laik yapısı, hukukta yapılan devrimler, okuma yazma seferberliği ve Latin harfleriyle geniş halk kitlelerinin vatandaş, özgür birey olmaları amaçlanmıştır.
Özellikle 27 Mayıs Devriminin getirdiği 1961 Anayasası toplumun tüm kesimlerine olduğu gibi işçi ve emekçilere de çok önemli kazanımlar, sağlamıştır. İşçiler örgütlenme özgürlüğü ile birlikte sendikalarda mücadele gelişmiştir. 1963 yılında grev hakkının kazanılması, siyasi ve demokratik yaşamda, ekonomik yaşamda önemli kazanımlar sağlanmıştır.
1967’de DİSK’in kurulması işçileri toplum yaşamının önemli aktörü haline getirmiştir. Çığ gibi büyüyen işçi hareketi, dış güçleri ve işbirlikçi gericileri, gelişen işçi hareketini durdurmaya yöneltmiştir.
Cumhuriyetle birlikte gelişen işçi ve emekçi hareketi yeni bir saldırıyla karşı karşıyadır. Bu saldırı, bağımsızlığımıza, devletin üniter yapısına ve çağdaş ulus devlete karşıdır.
Bugün işçilerin, köylülerin, kısaca çalışanların geleceği, cumhuriyeti savunan güçlerle aynıdır.
Ülkemizi sömürge olarak görmek isteyen, Ortadoğu ve Kafkas ya petrollerini ele geçirmek için bizi taşeron olarak görenler, etnik ve dinci bölünmede işbirlikçilik yapanlara karşı birleşik bir güç oluşturmak gerekmektedir.
Cumhuriyetin tehdit ve tehlike altında olduğu bir ortamda, hiçbir demokratik gelişmenin olmayacağı açıktır.
Önümüzdeki süreç ülkemizi savunma sürecidir. Varlığımızı borçlu olduğumuz Cumhuriyet kazanımlarımızı koruma sürecidir.
Demokratik, Laik sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyetimizi, ayakta tutma sürecidir.
İşçiler, Köylüler, Aydınlar topyekun tüm millet birlik ve dayanışma içerisinde Tam Bağımsız Cumhuriyete sahip çıkmalıyız.
Yaşasın 1 Mayıs!
Yaşasın Tam Bağımsız Cumhuriyeti savunanlar ve bu uğurda beraber yürüyenler.
 
Not: 1 Mayıs’ta saat 11.00’da GAR önünde buluşup, bayraklarımızla ve flamalarımızla GAR önünden Sıhhıye Meydanına yürüyeceğiz.
                                                                                       Atatürkçü Düşünce Derneği
                                                                                                 Genel Merkezi

 

23 NİSAN 2011 – BASIN AÇIKLAMASI
Bugün, Ulusumuzun 600 yıllık saltanat yönetimini terk ettiği, Kendi seçtiği temsilcileri aracılığı ile kendisini yönetmeye başladığı, Halkın egemenliğinin sembolü olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açıldığı, Ulu Önder Atatürk' ün çocuklarımıza Bayram olarak hediye ettiği gündür.
23 Nisan 1920’de açılan T.B.M.M, hem Kurtuluş Savaşı’nın yönetileceği merkez, hem de egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunun göstergesidir.
Kurtuluş Savaşı başarıldığı zaman bağımsız bir Türk Devleti kurulacaktı. Ümmet toplumundan çağdaş, laik, bir toplum yaratılacak, Türk Milleti milletler ailesinin eşit ve saygın bir üyesi olacaktı. Nitekim de öyle oldu. 
23 Nisan bizim için hem yeni Türk Devleti’nin temellerinin atıldığı, sömürgeci devletlere karşı milli mücadelenin verildiği ve modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden yolun açıldığı bir gündür.
Günümüzde içinde bulunan duruma baktığımız zaman, Cumhuriyetin değerini, laik, çağdaş Cumhuriyetin önemini daha iyi anlıyoruz.
Geçirdiğimiz 91 yılı çok iyi değerlendirip, Cumhuriyetin kazanımlarını gözümüz gibi korumalıyız.
Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk'ün başlattığı Türk  Aydınlanma Devrimi'nin sürdürülmesini,Türk Ulusunun ekonomik, sosyal, kültürel, eğitimsel düzeyinin yükseltilmesinin Ulusal egemenliğin gerçek anlamda sağlanmasının tartışmasız koşulları olduğu inancı ile  Yüzlerinde gülücüklerin, kalplerinde sevgi ve umut çiçeklerinin hiç solmamasını temenni ettiğimiz, bunun için büyük gayret sarf ettiğimiz bütün çocuklarımızın ve Türk ulusunun 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı doksanbirinci yılını kutluyor, başta Büyük Önder Atatürk olmak üzere, ilk meclisin kurucu üyelerini, ülkemizin bağımsızlığı ve egemenliği uğrunda canlarını feda eden bütün şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyoruz.
Atatürkçü Düşünce Derneği Alanya Şubesi
         Yönetim Kurulu Adına
            Nurittin Karacalı
 

Videolar  |  Tümü »

Güncel Haberler  |  Tümü »

ATATÜRK KOŞUSU


27 ŞUBAT 2011 de Yarı Maraton ve Halk Koşusu yapılacaktır.
 
İlgili Başvuru formlarını eksiksiz olarak doldurup imzalayarak info@addalanya.org email adresimize yada 0242 511 78 94 nolu faks numaramıza gönderiniz...

Basından  |  Tümü »

Sitemiz Bugün (7) Kez, Toplamda (49348) Kez Ziyaret Edilmistir.
ADD Alanya Þubesi - Tüm Haklarý Saklýdýr.